Wednesday, August 26, 2009

TÜRK TİYATROSUNUN GELECEĞİ

Türk tiyatrosunun dünya tiyatrosu içerisinde önemli, saygın, ağırlıklı bir yeri var mıdır? Bu soruya maalesef olumlu bir yanıt veremiyoruz. Bunun sebebi nedir? Neden ülkemizde bütün dünyanın "İşte büyük bir oyun" diyebileceği oyunlar yaratılmamış yüzyıllar boyunca? Bir İngiliz'in bir Alman'ın bir İspanyol'un bir Amerikalının kütüphanesinin raflarında neden Türk oyun yazarlarının kitaplarını göremiyoruz? Bir tiyatronun varlığından söz edebilmek için öncelikle yazılmış oyunların olması gerekmektedir. Yani dünyanın her yerinde olduğu gibi tiyatro merdiveninin ilk basamağı yazılmış oyunlardır. O halde Türk tiyatrosu için bir kurtuluş reçetesi hazırlarken işe oyun yazarlığımızdan başlamak en sağlıklı yoldur.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 1955 yılında basılmış olan Gotthold Ephraim Lessing'in "Emilia Galotti" isimli oyununun önsözünde şu cümlelere rastladım: "...Lessing Alman dramına çıkış noktası olarak eski Yunan tragedyacıları ile Shakespeare'in dramlarını gösterir..." Bir arkadaşına yazdığı bir mektupta : "Antik çağ yazarlarının okulunda yetişelim, onlardan daha iyi hoca olamaz" diyor. Lessing burada çok önemli bir noktaya deyinmiştir. Bir sanatçı, yaratmalarında kendisine bir kılavuz seçmelidir. Ben Türkiye'de kılavuz seçiminde büyük hatalar yapıldığı kanaatindeyim. Tıpkı Lessing gibi, ben de Türk tiyatrosunun kurtuluşunu geçmişin en büyük eserlerini, en büyük yazarlarını kılavuz olarak seçmekte görüyorum.

Bizler Shakespeare'i, Moliere'i, Sophokles'i, Marlowe'u, Bernard Shaw'ı, Puşkin'i, Ostrovskiy'i, Gogol'u, Turgenyev'i, Çehov'u, Alfred De Musset'yi, Prosper Merimee'yi, Beaumarchais'i, Marivaux'yu, Hebbel'i, Lessing'i, Goethe'yi, Hugo'yu, Pirandello'yu, Goldoni'yi, Manzoni'yi, İbsen'i, Arthur Miller'i, Kalidaça'yı, Tagore'u, Beckett'i, Brecht'i, Racine'i ve daha ismini saymadığım öteki büyük oyun yazarlarının eserlerini bıkıp usanmadan okumak, anlamak ve çok iyi özümsemek durumundayız. Kalite, incelik, büyüklük, zariflik, derinlik, deha işte hep bu eserlerde mevcuttur. Büyük eserler özümsenmeden asla büyük eserler yaratılamaz. Bu eserler iyi özümsendiğinde, taklide kaçmadan özgün oyunlar yaratılabilir.
Türk tiyatrosu şu anda "İddiasız" bir tiyatrodur. "İddialı" bir tiyatro olmak için de büyük oyunlar yazılmalıdır. Ben 1999 yılında iktisat mesleğimi bırakıp profesyonel olarak yazarlığa geçmiş bir oyun yazarı olarak bu konu üzerinde büyük bir hassasiyetle duruyorum. Oyun yazarlığımın bu başlangıç döneminde daha çok evrensel konulara yönelmiş durumdayım.
İlk yazdığım oyun Galileo Galilei'dir. Ünlü Alman oyun yazarı Bertolt Brecht'in 1930ların sonlarında yazdığı bir konu üzerinde yeniden ve farklı bir üslupla yazmak bir "İddia" taşımaktadır. Ustaları, üstatları severek, sayarak okuduk; kendi tarzımızı geliştirdik ve şimdi biz de onlar kadar iyi yazabiliriz ve yazmalıyız; edebiyatta nihai hedef ise her zaman ustaları, üstatları aşmaktır.

Türk tiyatrosunda çıtalar mutlaka yükseltilmelidir. Bizler Shakespeare, Moliere, Marivaux kalitesinde oyunlar yaratmak, bunun için çabalamak zorundayız. Sıradan oyunlarla, televizyon dizileri mantığıyla yazılmış oyun metinleriyle kendimizi kandıramayız. Eserlerimizi hep dünya başyapıtlarıyla karşılaştırmalı, ölçütlerimiz kartal gibi yükseklerde uçmalı.

Yazdığımız oyunları hiçbir zaman tam manasıyla beğenmemeli, daha iyisini yaratmak için kendi yazdıklarımıza karşı her zaman acımasız olmalıyız. Geçmişte iyi bir oyun yaratmışsak eğer, buna takılıp kalamayız. Daha iyisi, çok daha iyisi yazılmalıdır. Sanatın sınırları yoktur. Ulusal nitelikli olsun diye mutlaka Türk insanını anlatan oyunlar yazmak zorunda değiliz. Biz, insanı yakalamalıyız ve onu estetik bir biçimde yakalamalıyız; insanın özü her yerde aynıdır. Hikayemizi kendimiz yaratabileceğimiz gibi, bunu dünyanın herhangi bir yerinden de, bir mitolojiden de alabiliriz. Türk oyunu Türk oyun yazarının yazdığı oyundur, konudan, içerikten bağımsızdır.

Oyunlarımızda Türkçe'yi çok iyi kullanmak zorundayız; basite kaçamayız. Sıradan laflar yerine büyük laflar söylemeyi bir tarz haline getirmeliyiz; karakterlerimiz yeri geldiğinde büyük konuşmalılar. Oyunumuz okunduktan sonra ya da oynandıktan sonra yıllar geçse bile söylediklerimiz akıllarda kalmalı.

Sıradan laflar zamanı aşamazlar; onlar zamana ve mekana demir atar ve orada kalırlar. Çağları aşmanın yolu büyük laflar etmekten, özlü sözler söylemekten, kalıcı olanı yakalamaktan geçer. Shakespeare'in "Olmak ya da olmamak" sözünü hatırlayalım. Bunları yakalamak zorundayız.

Türk tiyatrosunun kurtuluşu için öngördüğüm çerçeve kısaca budur. Fakat bir yazar dünyanın en iyi eserlerini de yaratsa, desteklenmek zorundadır. Yayın evlerimiz kaliteli oyunlar söz konusu olduğunda satış kaygısını bir kenara itme cesaretini de göstermelidirler. Türk tiyatrosu ancak ve ancak Türk oyun yazarları büyük oyunlar yarattıkları ve bunlar da basıldıkları takdirde dünyada saygı görecektir.

Mehmet Murat ildan

No comments:

Post a Comment