Diyelim ki beton yapacaksınız, çimento mutlaka gereklidir; kardan adam yapacaksınız, size kar lazımdır; omlet yapacaksanız yumurtaya ihtiyaç duyarsınız. Çimentosuz beton, karsız kardan adam, yumurtasız omlet yapılabilir mi?
Tiyatronun da olmazsa olmazlarından biri “Sözlerin açık ve net bir şekilde seyirci tarafından duyulmasıdır!” Bu gerçekten çok önemli! Üstat Victor Hugo’nun Ruy Blas’sı, “Bilmeliyiz koparıp yere düşürmesini, hilenin perdesiyle hırsızın maskesini” dediği zaman en arkadaki seyirci bile bunu net bir şekilde duyabilmeli!..
Marlowe’un Faustus’u “Felsefe, iğrenç, anlaşılması güç; hukuk, hekimlik sıradan insanlar için; Tanrıbilime gelince, üçünün en aşağısı: Tatsız, acımasız, hiçbir özelliği olmayan, nefret edilecek şey. Ah, beni büyücülük tutsak aldı, kavradı!” dediği zaman da yine salonda herkes bunu kelimesi kelimesine duymalıdır!..
Bu konu çok önemli olmakla birlikte gerek amatör ve gerekse de profesyonel oyunlarda bu mesele yaygın bir şekilde göz ardı edilmekte; sözler, bazen müzik fazla olduğu için duyulmamakta, bazen oyuncunun diksiyonu kötü olduğu için anlaşılmamaktadır. Sözler karambole geldiğinde, oyun da önemini yitirir.
Bence bir oyuncuya ilk anlatılması gereken şey, sözlerinin salonun en arkasından bile NET bir şekilde duyulmasının önemidir. Tiyatroda esas olan şey sözlerdir; sözleri net olarak duymazsanız olay bir çeşit pantomime dönüşür, yani evrimsel olarak geriye gidilmiş olunur!..
Ben tiyatroda sözü her şeyin üzerine koyan bir anlayışa inanıyorum. Evangellerin sonuncusu olan Yuhanna’nın İncil’inde ilk sayfada sözle ilgili çok güzel bir paragraf yer alır: “Başlangıçta söz vardı, ve söz Tanrı’daydı, ve Tanrı’nın sanatı sözdü. O başlangıçtan itibaren Tanrı’daydı. Söz vasıtasıyla bütün şeyler varlığa geldi…”
Kısacası, üstat Shakespeare’in Coroilanus’undaki Menenius, “Bu memlekette öyle yaban elması ağaçları var ki, ne yapsanız aşı tutmaz onlara. Neyse, hoş geldiniz savaşçılar! Isırgan ısırgandır sonunda, aptalların kusuru da aptallık!” dediğinde bütün salon bunu aynen duymalıdır!..
Mehmet Murat ildan
Tiyatronun da olmazsa olmazlarından biri “Sözlerin açık ve net bir şekilde seyirci tarafından duyulmasıdır!” Bu gerçekten çok önemli! Üstat Victor Hugo’nun Ruy Blas’sı, “Bilmeliyiz koparıp yere düşürmesini, hilenin perdesiyle hırsızın maskesini” dediği zaman en arkadaki seyirci bile bunu net bir şekilde duyabilmeli!..
Marlowe’un Faustus’u “Felsefe, iğrenç, anlaşılması güç; hukuk, hekimlik sıradan insanlar için; Tanrıbilime gelince, üçünün en aşağısı: Tatsız, acımasız, hiçbir özelliği olmayan, nefret edilecek şey. Ah, beni büyücülük tutsak aldı, kavradı!” dediği zaman da yine salonda herkes bunu kelimesi kelimesine duymalıdır!..
Bu konu çok önemli olmakla birlikte gerek amatör ve gerekse de profesyonel oyunlarda bu mesele yaygın bir şekilde göz ardı edilmekte; sözler, bazen müzik fazla olduğu için duyulmamakta, bazen oyuncunun diksiyonu kötü olduğu için anlaşılmamaktadır. Sözler karambole geldiğinde, oyun da önemini yitirir.
Bence bir oyuncuya ilk anlatılması gereken şey, sözlerinin salonun en arkasından bile NET bir şekilde duyulmasının önemidir. Tiyatroda esas olan şey sözlerdir; sözleri net olarak duymazsanız olay bir çeşit pantomime dönüşür, yani evrimsel olarak geriye gidilmiş olunur!..
Ben tiyatroda sözü her şeyin üzerine koyan bir anlayışa inanıyorum. Evangellerin sonuncusu olan Yuhanna’nın İncil’inde ilk sayfada sözle ilgili çok güzel bir paragraf yer alır: “Başlangıçta söz vardı, ve söz Tanrı’daydı, ve Tanrı’nın sanatı sözdü. O başlangıçtan itibaren Tanrı’daydı. Söz vasıtasıyla bütün şeyler varlığa geldi…”
Kısacası, üstat Shakespeare’in Coroilanus’undaki Menenius, “Bu memlekette öyle yaban elması ağaçları var ki, ne yapsanız aşı tutmaz onlara. Neyse, hoş geldiniz savaşçılar! Isırgan ısırgandır sonunda, aptalların kusuru da aptallık!” dediğinde bütün salon bunu aynen duymalıdır!..
Mehmet Murat ildan
No comments:
Post a Comment