Wednesday, August 26, 2009

DOKTOR JOHANN FAUSTUS

Faustus pek çok edebiyat ve tiyatro eserinin kahramanıdır. Tarihi belgelere göre Johann Faustus 1480li yıllarda Almanya’da Knittlingen’de doğmuştur ve 1540 yılına doğru da Staufen-Brisgau’da ölmüştür. Faustus’un, kendini büyücülüğe vermiş ve bu alanda büyük başarılar elde etmiş biri olduğu 1540’tan sonra Almanya’da yayınlanmış bazı yazılardan anlaşılmaktadır.

Faustus’un oldukça genç yaşlarda gizli bilimlere yeteneği olduğu görülmüş;bir üniversiteden doktor veya tanrıbilim doktoru olduktan sonra da Almanya’da köylere ve kentlere gidip dolaşarak yeteneklerini halka sergilemeye başlamıştır. Bu sayede halk arasında büyük bir ün kazanmıştır. Yanında bulunan köpeğin şeytan olduğu düşünülmüştür.

Doktor Faustus bir gece Würtemberg’te bir handa ölü bulunmuş. Yüzü korkunç bir biçimde öldüğünü gösteriyormuş; bu nedenle halk arasında onu şeytanın öldürdüğü kanısı güçlenmiş. Halk onun ruhunu şeytana sattığına ve gerçek bir büyücü olduğuna kuvvetle inanmıştır. Büyücülük öyküleri kulaktan kulağa yayılmış ve Faustus ismi efsaneleşmiştir. Efsane onu insana şaşkınlık veren serüvenlerin kahramanı yapmıştır.

1587 yılına doğru Spiesz kitapevi tarafından bir halk romanı yayınlanmıştır: Historia von D. Johann Fausten. Bu kitapta zevke ve bilime susayan Faustus ruhunu kendisine 24 yıl hizmet etmesi karşılığında şeytana satar. Böylece şeytan Faustus’a büyük zevkleri tattırır, onu büyücülüğe alıştırır ve ona mucizeler yaratma gücü verir. Tabii bu kitapta Faustus basit bir büyücü, bir kötülük örneği olarak gösterilmektedir.

Faustus üzerine ilk tiyatro oyunu - Almanya’da yazılmış olması beklenirken - İngiltere’de, bir Cambridge mezunu olan ve 29 yaşında bir meyhanede bıçaklanarak öldürülen Christopher Marlowe tarafından yazılmıştır. Marlowe Faustus’a farklı yaklaşmıştır ve onu İngiliz Rönesans’ı açısından görmüştür. Rönesans insanı isteklerinde cesurdur; tutkuları, umutları, hayallerinin genişliği, acıları, üstün güçler karşısında yenilgileriyle Faustus’la özdeşleşmektedir. Okyanusları aşıp yeni ülkeler bulan İngiliz gemicilerinin yaptıkları da Faustvari olarak görünmüştür Marlowe’a. Bilgiye susayıp dünyanın bilgi sınırlarını aşmak için şeytandan yardım isteyen Faustus, Rönesans insanını hatırlatır ona.

Faustus, Marlowe’un kendi kişiliğiyle de örtüşmüştür. Marlowe’un dinsizlikle, bazı cinsel ahlaksızlıklarla suçlandığına dair kanıtlar vardır; Fransa’da Elizabeth’in emrinde casusluk yaptığı söylenir; hayatı çok hareketli geçmiştir. Bilgisizlikten kurtulmak, yaşamın sınırlarını aşmak, sıradanlıktan uzaklaşmak, maddi manevi her tür zenginlik içinde yaşamak Marlowe’un kişiliğinde de vardır…

Doktor Faustus konusu Almanya’da 18. Yüzyıl Alman edebiyatının büyük yol açıcısı Gotthold Ephraim Lessing tarafından yeniden gündeme getirilmiştir. Lessing bu konuda bir oyun taslağı da hazırlamıştır. Ancak Faust efsanesini bütün genişliği ile ele alan ve onu zenginleştiren Goethe’dir. Goethe’nin Faust’u gelmiş geçmiş başyapıtlardan, dünya yazının zirvelerinden biridir. Bu eseriyle tam 60 yıl uğraşmıştır Goethe! Yaşamının sonuna dek Faust üzerinde çalışarak yaşar ve onu tamamladıktan kısa bir süre sonra da ölür!..

Faustus’tan biraz bahsettik; peki Faustus’tan nasıl bir yarar sağlamalı, nasıl bir ders çıkarmalıyız? Benim bir oyun yazarı olarak Faustus’tan yararlandığım konulardan biri şudur: Doktor Faustus konusu değişik yazarlar tarafından değişik biçimlerde ele alınmıştır. Marlowe ve Goethe’nin Faust’ları vardır; F.M. Von Klinger’in Faust isimli romanı vardır. Aynı konunun farklı yazarlar tarafından farklı biçimde ele alınması edebiyatı gerçekten zenginleştirmekte ve yazar açısından da çok farklı bir deneyim sunmaktadır.

İki değişik Faust örneğinden yola çıkarak ben de Galileo Galilei isimli oyunumu yazdım. Bertolt Brecht’in Galile’si ile benim yazdığım Galile bütünüyle farklıdır elbette. Aynı konunun değişik tarz ve yorumla yazılması denemelerinin Türk Tiyatrosunda artmasının mutlak gerekliliğine inanıyorum. Shakespeare’in Jül Sezar’ı var; belki bir Alman ya da bir Türk oyun yazarının da Jül Sezar’ı olmalı. Buradaki temel nokta yeni yazılan Sezar’ın bütünüyle özgün olması gerektiğidir. Aksi taktirde ortaya sadece bir taklit çıkar.

Kişisel olarak, Faust’u okuduktan sonra çıkardığım bir başka fikir de şu olmuştur. Tiyatro mutlaka gizemli, doğaüstü konuları da ele almalıdır. Faust bunun güzel bir örneğidir. Türk tiyatrosunda bu konu çok ihmal edilmiştir ve edilmektedir. “Simyacının Karısı” başlıklı oyunumla bu alanda bir açılım yapmak istedim. Oyunda doğaüstü bir hikaye vardır; şeytan meleğe özenir, melek de şeytana! Türk tiyatrosunda bir konu çeşitliliği yaratılmasına yönelik çabalarımızı mutlaka artırmalıyız… Gerçeküstü, mistik konular üzerinde yazılmış oyunların çoğalmaları tiyatromuzu zenginleştirecektir.

Dr. Faustus ölümünden yüzyıllar sonra bile bizlere ilham kaynağı olmakta, bizi gizemli dünyalar üzerinde düşünmeye, yazmaya teşvik etmektedir.

Mehmet Murat ildan

No comments:

Post a Comment