Kraliçe Elizabeth çağının ünlü tiyatrosu Globe’un ön tarafına kazınmış bir yazı vardır. Bu yazı, Neron’un çağdaşı Latin yazarı ve şairi Caius Arbiter Petronius’a aittir. Petronius şöyle der: Totus Mundus Agit Histrionem! Üstat William Shakespeare’in sözleriyle söyleyecek olursak: “Bütün Dünya Bir Sahnedir!” Bu sahne bir küre şeklindedir ve üzerinde de yaklaşık 6 milyar oyuncu vardır! Yaşayan her insan muhakkak ki bir oyuncudur. Olaya bu açıdan baktığımızda aktörler ve aktrisler oyun içinde oyun oynayan kişilerdir aslında…
Dünya bir sahne ve bizler de birer oyuncuysak ilginç sorular karşımıza çıkar. Bizler kimin oyununu oynuyoruz? Bu sorunun tek bir yanıtı yoktur. Bazıları kendi yazdıkları oyunu oynarlar. Bazıları da başkaları tarafından yazılmış oyunları oynarlar. Çoğunlukla aileler, çocuklarına bir oyun yazıp verirler ve bu oyunu oynamasını isterler. Bazen devlettir oyunu yazan ve oyuncular da halk. Bazen Napolyon, Sezar gibi kahramanlar - kimilerine göre despotlar - çıkıp kendi yazdıkları oyunu sergilerler, bu oyunla bütün bir tarihi hamur gibi şekillendirirler.
İnsan, yeryüzü sahnesinde bazen oyun yazarı olur, bazen oyuncu, bazen yönetmen, kimi zaman her üçü de birden!.. Dünya dediğimiz bu büyük küresel sahnede herkes aynı zamanda seyircidir de! Etrafa baktığımızda her yerde milyonlarca oyun oynandığını görürüz; bunları seyrederiz. Sadece seyretmekle kalmayıp istersek bu oyunlardan herhangi birinin içine girip biz de o oyunda rol alabiliriz. İkinci Dünya Savaşını bir trajik oyun olarak düşünürsek kimileri bu trajedide bilerek, isteyerek oyuncu olmuşlar, kimileri hiç istemeden, zorla oyuncu olmuşlardır. Böyle trajik oyunları uzaktan seyretmek güvenlidir, ama insan ahlaken yanlış oyunlara seyirci olarak kaldığı sürece de vicdanen kendisini asla rahat hissetmez. Pek çok insan nerede kötü, nerede trajik bir oyun oynandığını görse ya sadece seyreder ya da çekip gider, oysa o oyuna müdahale etmeli, en azından hiçbir şey yapamıyorsa o oyunu protesto etmelidir, şiddetle kınamalıdır!..
Yeryüzünde yaşayan herkes bir oyuncudur demiştik. Oyunlarımız sonsuza dek sürmez ne yazık ki! Küresel sahneye gelir, iyi kötü bir şeyler oynarız, sonra da oyun bir şekilde biter. Oyunu bitiren Doğa Yasalarıdır. Doğa Yasaları Dünya sahnesinin perdeleridir. Bu perdeler biz istemesek de zamanı gelince kapanırlar; bu perdeler kapanırken alkış sesleri duyulmaz, yalnızca hüzün ve keder vardır. Perdelerin kapanmasını bilim muhakkak ki zamanı geldiğinde durduracaktır; ancak o zamana dek milyonlarca insan için perdeler acımasızca kapanacaktır. Oyunculuğumuzun süresi de ne yazık ki çok kısa!.. Bir kaplumbağa 300 yıl, bir doğan 160 yıl boyunca Dünya Tiyatrosunda oyunculuk yapar; bir insanınki ortalama 70 yıldır! Ama bir örümcek 2 yıl, bir salyangoz ise 7 yıl yaşar sadece; o halde insan yine de öteki bazı oyunculardan, kimi figüranlardan göreceli olarak daha şanslıdır!..
Caius Petronius’un “Totus Mundus Agit Histrionem” sözünü dinsel bakış açısından da inceleyebiliriz. Bir an için tek Tanrılı dinlerin doğru olduğu varsayımından yola çıkarsak, Dünya sahnesinde sergilenen bütün oyunları Tanrı’nın yazıp yönettiği oyunlar olarak da görebiliriz. Bu bakımdan Tanrı evrenin tek ve en ünlü Oyun Yazarı sıfatını almaktadır! Sophokles 100’den fazla oyun yazmıştır; ünlü İspanyol oyun yazarı Lope de Vega’nın 1800 tane komedi yazdığı söylenir. Tanrı’nın yazdığı oyunların sayısı kaçtır peki?..
Dinsel inanç bağlamında daha değişik bir şekilde de düşünebiliriz: Tanrı evreni yaratmış, doğa yasalarını koymuştur; başka hiçbir şeye de karışmamaktadır! Yani o, ilk oyunu yazmıştır. Sonraki oyunları bizler yazıyoruz; bizler, yani küresel sahnenin geçici oyuncuları, oyun yazarları, rejisörleri!..
Dünya tiyatrosunda çok korkunç oyunlar da yazılmış ve oynanmıştır! Adolf Hitler Yahudiler için kötü bir oyun yazmıştı; bu trajik oyun oynandı, berbat bir oyundu; oyunun sonunda birkaç aşırı milliyetçi deliden başka alkışlayan olmadı.
Evet, Dünya bir sahne; uzaydan bakıldığında mavi dekorlara sahip bir sahne; 6 milyar oyunculu, 6 milyar seyircili, uzayın karanlık boşluğunda su değirmeni gibi dönmekte olan ve bir gün yok olup gidecek bir garip sahne! Sahnenin ışıkçısı bazen güneş, bazen dolunay!..
Peki biz bu güzel sahneyi ne kadar koruyoruz? Son yıllarda küresel ısınmanın ürpertici etkilerinden bahsedilmekte. Akla oldukça yatkın bu teori doğru çıktığı taktirde sahnemizde sular yükselecek, fırtınalar her yerde hüküm sürecek! O zaman biz oyuncular, biz şafaktan önceki zavallı karaltılar nerede oynayacağız oyunumuzu? Bu mavi sahnenin değerini bilelim; güzel oyunlar yazalım ve güzelce oynayalım. Bizi ilginç düşüncelere sürüklediği için de Caius Petronius’a yürekten teşekkür edelim…
Mehmet Murat ildan
No comments:
Post a Comment