İlerlemenin, gelişmenin belki de ilk basamağı soru sormaktır diyebiliriz, çünkü soru sorulunca düşünceler düşünceleri izlemeye başlar, yanıtlar aranmaya başlanır. Yazıma basit bir soruyla başlıyorum ben de: Türkiye’de hayranlık duyabileceğimiz bir tiyatro binası var mıdır? Dışardan bakınca sizi içine çeken, içine girdiğinizde içinizde müthiş bir heyecan uyandıran, estetik, sanatsal, görkemli bir tiyatro binası? Tablolarla süslenmiş, heykellerle donatılmış, altın yaldızlı duvar işlemeleriyle, duvardaki resimlerle göz kamaştıran soylu, seçkin bir bina? Böyle bir bina yok! Maalesef yok. Ama İtalya’da var; başka ülkelerde de var!..
Türkiye’nin kaynakları böyle prestij binalarının yapılmasına kesinlikle engel değildir ve yeterlidir. Bizde bu binaların olmayışı sanata verilen değer ve önemin düşüklüğünden kaynaklanır. Hal böyle olunca bu tür soylu binalara da sahip değiliz. Bunlara sahip olmadığımız için de güzel tiyatro binalarına sahip başka bazı ülke insanlarının gururlandıkları bir konuda bizler gurur duyma zevkinden yoksunuz. Bizler sıra dışı büyük oyunları bile sıradan, bazen dizlerimizin bile zor sığdığı, sıvaları dökülmüş, hiçbir mimari özellik taşımayan, kantinleri sigara dumanlı berbat kahvehanelere benzeyen mekanlarda seyretmeye mahkumuz.
Tiyatro bir sanat dalıdır; sanatın icra edildiği yer de sanatsal bir yapıda olmalıdır. İşin ideali budur. Ancak ve ancak ideal olanın, olması gerekenin peşinden koşan toplumlar büyük toplum olabilirler. Bu sanatsal mekân göz kamaştırmalı, görkemli olmalı, insanın ruhunu kanatlandırmalıdır; insana fikirsel, görsel bir zenginlik sunmalıdır. Tiyatro binası diyip geçilemez; sanat her yerde, gecekonduda bile icra edilir denilemez. Meseleyi bir bütün olarak düşünmek gerek. Tiyatro binası tiyatro oyununun bir uzantısıdır; oyun perde kalkınca ya da perde açılınca başlamaz, binayı uzaktan görünce başlar. Yukarıda bahsettiğim güzellikteki bir binada oyun seyretmekle, sıradan bir binada oyun seyretmek arasında dağlar vardır. Sıra dışı bir sanatsal mekanda algılamalar farklı olur, duygular farklı olur, seyircilerin ve oyuncuların davranışları dahi farklı olur. Seçkin bir salonun insana verdiği ilham, duygu zenginliği tartışılamaz.
Türkiye ilk aşamada üç büyük kentte üç tiyatro binası inşa etmelidir. Milyarlarca doların değişik kademelerdeki yeteneksiz ve kötü niyetli yöneticilerin elinde çarçur edildiği bir ülkede 3 seçkin sanat mekanının inşası için para yok demek safsatadan başka bir şey değildir. Bu bahsettiğim 3 bina modern değil eski tarzda, geçmişin o enfes mimari tarzında yapılmalı, bütün ülkenin gurur duyacağı yapılar olmalıdır. Tiyatro bir okuldur; insanın hem eğlendiği ve hem de düşünsel, felsefi yapısının şekillendiği bir yerdir. Bu okulun binası ne kadar cazibeli olursa, ne kadar yüksek sanatsal değerler içerirse, o okula gelecek öğrenciler de o kadar çoğalır.
Eyfel kulesi yapıldığında Fransa’nın bütçesinin sarsıldığı söylenir, ama sonuç olarak kulenin Fransa’ya getirdiği müthiş itibar ortada. Sanatsal yapıların getirisi yüksektir, özellikle manevi getirisi; bu binalar dünyanın size bakışını değiştirirler. Bahsettiğim binalar muhakkak ki milyonlarca dolara mal olacak, ama bittikleri zaman etrafa yaydıkları parıltılardan büyük bir keyif alınacak, gurur duyulacaktır. Falanca gün, falanca saatte Ankara’daki, İstanbul’daki, İzmir’deki falanca görkemli binada tiyatro seyretmeye gideceğim diyecek o şanslı insanlar; oraya gitmek bir ayrıcalık olacak, gidenler için büyük bir prestij yaratacak; orada oyun sergilemek yönetmenleri, oyuncuları müthiş heyecanlandıracak. Bunlar hayal değil, üç beş yıl içerisinde gerçekleştirilebilecek basit meselelerdir.
Mehmet Murat ildan
Türkiye’nin kaynakları böyle prestij binalarının yapılmasına kesinlikle engel değildir ve yeterlidir. Bizde bu binaların olmayışı sanata verilen değer ve önemin düşüklüğünden kaynaklanır. Hal böyle olunca bu tür soylu binalara da sahip değiliz. Bunlara sahip olmadığımız için de güzel tiyatro binalarına sahip başka bazı ülke insanlarının gururlandıkları bir konuda bizler gurur duyma zevkinden yoksunuz. Bizler sıra dışı büyük oyunları bile sıradan, bazen dizlerimizin bile zor sığdığı, sıvaları dökülmüş, hiçbir mimari özellik taşımayan, kantinleri sigara dumanlı berbat kahvehanelere benzeyen mekanlarda seyretmeye mahkumuz.
Tiyatro bir sanat dalıdır; sanatın icra edildiği yer de sanatsal bir yapıda olmalıdır. İşin ideali budur. Ancak ve ancak ideal olanın, olması gerekenin peşinden koşan toplumlar büyük toplum olabilirler. Bu sanatsal mekân göz kamaştırmalı, görkemli olmalı, insanın ruhunu kanatlandırmalıdır; insana fikirsel, görsel bir zenginlik sunmalıdır. Tiyatro binası diyip geçilemez; sanat her yerde, gecekonduda bile icra edilir denilemez. Meseleyi bir bütün olarak düşünmek gerek. Tiyatro binası tiyatro oyununun bir uzantısıdır; oyun perde kalkınca ya da perde açılınca başlamaz, binayı uzaktan görünce başlar. Yukarıda bahsettiğim güzellikteki bir binada oyun seyretmekle, sıradan bir binada oyun seyretmek arasında dağlar vardır. Sıra dışı bir sanatsal mekanda algılamalar farklı olur, duygular farklı olur, seyircilerin ve oyuncuların davranışları dahi farklı olur. Seçkin bir salonun insana verdiği ilham, duygu zenginliği tartışılamaz.
Türkiye ilk aşamada üç büyük kentte üç tiyatro binası inşa etmelidir. Milyarlarca doların değişik kademelerdeki yeteneksiz ve kötü niyetli yöneticilerin elinde çarçur edildiği bir ülkede 3 seçkin sanat mekanının inşası için para yok demek safsatadan başka bir şey değildir. Bu bahsettiğim 3 bina modern değil eski tarzda, geçmişin o enfes mimari tarzında yapılmalı, bütün ülkenin gurur duyacağı yapılar olmalıdır. Tiyatro bir okuldur; insanın hem eğlendiği ve hem de düşünsel, felsefi yapısının şekillendiği bir yerdir. Bu okulun binası ne kadar cazibeli olursa, ne kadar yüksek sanatsal değerler içerirse, o okula gelecek öğrenciler de o kadar çoğalır.
Eyfel kulesi yapıldığında Fransa’nın bütçesinin sarsıldığı söylenir, ama sonuç olarak kulenin Fransa’ya getirdiği müthiş itibar ortada. Sanatsal yapıların getirisi yüksektir, özellikle manevi getirisi; bu binalar dünyanın size bakışını değiştirirler. Bahsettiğim binalar muhakkak ki milyonlarca dolara mal olacak, ama bittikleri zaman etrafa yaydıkları parıltılardan büyük bir keyif alınacak, gurur duyulacaktır. Falanca gün, falanca saatte Ankara’daki, İstanbul’daki, İzmir’deki falanca görkemli binada tiyatro seyretmeye gideceğim diyecek o şanslı insanlar; oraya gitmek bir ayrıcalık olacak, gidenler için büyük bir prestij yaratacak; orada oyun sergilemek yönetmenleri, oyuncuları müthiş heyecanlandıracak. Bunlar hayal değil, üç beş yıl içerisinde gerçekleştirilebilecek basit meselelerdir.
Mehmet Murat ildan
No comments:
Post a Comment