Birkaç yıl önce yazmış olduğum bir oyunumdan buraya alıntı yaparak yazıma başlamak istiyorum: “…Çünkü onlar aktör. Gökkuşağını, o göz kamaştırıcı yedi renkli dev kemeri düşün, komşu… aktörler gökkuşağıdırlar… yağmuru yağdıranlar… yazarlardır…”
Evet, bir yazarın ortaya çıkarmış olduğu metni yağmur olarak düşünürsek, sahne ışıklarını da güneş olarak hayal edersek, oyuncular da gökkuşağı olmaktadırlar. Ama elbette burada iyi oyunculuktan bahsetmekteyiz! Kötü oyunculuğu herhalde çöldeki bir kum fırtınasına benzetmek daha yerinde olur, insan gözünü kapamak durumunda kalır!..
Bir okuyucu bir yazarın metnini okuduğu zaman oyun okuyucunun zihninde otomatik olarak canlanmaya, sahnelenmeye başlar. Yani felsefi anlamda düşünürsek bir oyunun galası, bir temsilin ilk oynanışı, her zaman için yazarın dışında ilk olarak metni okuyan her kimse onun zihninde yapılır, bu esrarengiz galadan da başkalarının haberi olmaz tabiî.
Zihindeki sahneleniş elbette renkli, canlı kanlı değildir; bu renkleniş, bu kanlı canlı hale geliş, oyun sahnede oynandığında sağlanır. Oyunculuk gerçekten sorumluluk isteyen, zevkli ama zor bir iştir. Oyuncu öncelikle yazara karşı bir sorumluluk taşır. Yazarın yarattığı karakterleri, kişileri belirli esneklik sınırları içinde kalarak yorumlama sorumluluğudur bu. Bu sınırlar aşılırsa o zaman eser tahrif edilmiş, bozulmuş olur. Seyirci eğer metni iyi bilmiyorsa bunu anlayamaz. Mesela III. Richard’ı komik bir tip şeklinde oynayabilirsiniz, seyirci bunu doğal karşılayıp dışlamayabilir, tam tersine kolayca benimseyebilir, ama sonuçta eser tahrip edilmiştir, çünkü III. Richard komik değildir. Elbette yönetmen oyuncudan bunu istemiş olabilir. O zaman oyuncu da yönetmene III. Richard’ın komik olmadığı hatırlatmasını yapacak ağırlıkta olmalıdır.
Oyuncu yazardan sonra seyirciye karşı sorumludur. İnsanlar önemli sayılabilecek bir miktar para verip salonlara gelmişlerdir; onlar oyuncudan iyi bir performans beklerler. İyi performansı belirleyen iki temel husus vardır aslında: Yetenek ve sağlam bir profesyonel anlayış. Bir oyuncu vasat bir yetenekteyse, sağlam bir profesyonel anlayışa sahip olsa bile ortaya en iyi ihtimalle vasat bir oyunculuk çıkarabilecektir. Eğer gerçekten yetenekli bir oyuncuysa, o zaman başarıyı belirleyecek olan ne derece profesyonel bir anlayışa sahip olduğudur. Profesyonel anlayışın içine yaptığınız işi ciddiye almak, yaptığınız işin ayrıntılarını düşünmek, yaptığınız işin derinlemesine araştırmasını yapmak gibi konular girer.
Mesela Macbeth’i oynayacak kişi, diyelim ki dünyada 5 tane başarılı Macbeth yapımı varsa, bunların filmini, videosunu vs. izlemelidir. Kişi ancak başkalarının ortaya çıkardığı üstün değerleri bilirse kendisi de en az o değerde ya da daha üstün bir şeyler ortaya çıkarabilir. İyi ve kaliteli bir şey ortaya çıkarmanın yolu iyi olanı, kaliteli olanı taklit etmeden örnek almaktan, ondan esinlenmekten, onu anlamaktan, onu geliştirmekten geçer. Oyuncu eğer bu profesyonel anlayışa sahip değilse iyi bir şey ortaya çıkaramaz. İyi bir şey ortaya çıkaramasa bile seyirci tarafından alkışlanabilir mi? Elbette alkışlanabilir, ancak bu, sanatın karşısında alınmış mutlak ve evrensel bir başarıyı değil, seyircinin karşısında alınmış sanal ve yerel bir başarıyı gösterir ki, fazla bir değer taşımaz ve hatta hiçbir değer taşımaz. Kısacası, sağlam bir profesyonel anlayışa sahip olmak çok önemlidir.
Sinemadan örnek vermek gerekirse, Emiliano Zapata’yı oynayacak kişi Marlon Brando’nun Viva Zapata filmindeki Emiliano Zapata rolünü iyi etüt etmiş olması gerekir; Kraliçe Elizabeth I’i oynayacak oyuncunun Glenda Jackson’un Elizabeth R filmindeki rolünü iyi incelemiş olması gerekir. Zapata ve Elizabeth’in yaşamları üzerine en az birkaç kitap okumuş olması gerekir. Bu saydıklarıma, değişik insan karakterlerini tanımak vesaire, pek çok şey eklenebilir. Temel mesele yapacağı işi ciddiye almak ve bu ciddiyetin gereklerini yerin getirmektir.
Oyunculukta ve elbette bütün öteki mesleklerde kişi özellikle yalnız kaldığında, kendi kendisiyle birlikteyken kendisine tümsek (dışbükey) aynadan bakmalıdır. Bu ayna insanı olduğundan küçük gösterir ve kibirlenmesini engeller. Eğer kişi kendisine çukur (içbükey) aynada bakıyorsa o zaman kendisini olduğundan büyük görür, burnu havada olan bir insana döner, kibirlenir, megalomanlaşır. Bunlar gelişmeyi engelleyici unsurlardır. İyi oyunculuğa giden yol da kendi oyunculuğunu hep bir şekilde eksik bulup daha fazla nasıl geliştirilebilir düşüncesiyle hareket etmektir. O yüzden daha iyiye ulaşma çabaları insanın belki de son nefesini vereceği ana kadar gitmesi gereken bir eylemdir.
Kişi aslında başkalarının kendi hakkında verdiği yargıları da aşmalıdır; biri ya da birileri size işinizi iyi yaptığınızı, çok başarılı olduğunuzu söyleyebilir. Fakat esas olan sanatın, bilimin mutlak değeri içinde ne kadar yükselmiş olduğunuzdur. Dışbükey aynalar bu yükselişte çok faydalı olurlar, çünkü yaptığınız her şeye bu aynanın gözüyle baktığınızda pek fazla bir şey yapmadığınız izlenimini alırsınız ki bu da ilerleme için en etkili kamçıdır!..
Oyunculuk üzerine çok sayıda kitap yazılmıştır. Binlerce sayfayı geçen düşünceler mevcuttur. Bu yazımda sadece aklıma gelen birkaç önemli ve temel düşünceyi burada dile getirdim.
Mehmet Murat ildan
Evet, bir yazarın ortaya çıkarmış olduğu metni yağmur olarak düşünürsek, sahne ışıklarını da güneş olarak hayal edersek, oyuncular da gökkuşağı olmaktadırlar. Ama elbette burada iyi oyunculuktan bahsetmekteyiz! Kötü oyunculuğu herhalde çöldeki bir kum fırtınasına benzetmek daha yerinde olur, insan gözünü kapamak durumunda kalır!..
Bir okuyucu bir yazarın metnini okuduğu zaman oyun okuyucunun zihninde otomatik olarak canlanmaya, sahnelenmeye başlar. Yani felsefi anlamda düşünürsek bir oyunun galası, bir temsilin ilk oynanışı, her zaman için yazarın dışında ilk olarak metni okuyan her kimse onun zihninde yapılır, bu esrarengiz galadan da başkalarının haberi olmaz tabiî.
Zihindeki sahneleniş elbette renkli, canlı kanlı değildir; bu renkleniş, bu kanlı canlı hale geliş, oyun sahnede oynandığında sağlanır. Oyunculuk gerçekten sorumluluk isteyen, zevkli ama zor bir iştir. Oyuncu öncelikle yazara karşı bir sorumluluk taşır. Yazarın yarattığı karakterleri, kişileri belirli esneklik sınırları içinde kalarak yorumlama sorumluluğudur bu. Bu sınırlar aşılırsa o zaman eser tahrif edilmiş, bozulmuş olur. Seyirci eğer metni iyi bilmiyorsa bunu anlayamaz. Mesela III. Richard’ı komik bir tip şeklinde oynayabilirsiniz, seyirci bunu doğal karşılayıp dışlamayabilir, tam tersine kolayca benimseyebilir, ama sonuçta eser tahrip edilmiştir, çünkü III. Richard komik değildir. Elbette yönetmen oyuncudan bunu istemiş olabilir. O zaman oyuncu da yönetmene III. Richard’ın komik olmadığı hatırlatmasını yapacak ağırlıkta olmalıdır.
Oyuncu yazardan sonra seyirciye karşı sorumludur. İnsanlar önemli sayılabilecek bir miktar para verip salonlara gelmişlerdir; onlar oyuncudan iyi bir performans beklerler. İyi performansı belirleyen iki temel husus vardır aslında: Yetenek ve sağlam bir profesyonel anlayış. Bir oyuncu vasat bir yetenekteyse, sağlam bir profesyonel anlayışa sahip olsa bile ortaya en iyi ihtimalle vasat bir oyunculuk çıkarabilecektir. Eğer gerçekten yetenekli bir oyuncuysa, o zaman başarıyı belirleyecek olan ne derece profesyonel bir anlayışa sahip olduğudur. Profesyonel anlayışın içine yaptığınız işi ciddiye almak, yaptığınız işin ayrıntılarını düşünmek, yaptığınız işin derinlemesine araştırmasını yapmak gibi konular girer.
Mesela Macbeth’i oynayacak kişi, diyelim ki dünyada 5 tane başarılı Macbeth yapımı varsa, bunların filmini, videosunu vs. izlemelidir. Kişi ancak başkalarının ortaya çıkardığı üstün değerleri bilirse kendisi de en az o değerde ya da daha üstün bir şeyler ortaya çıkarabilir. İyi ve kaliteli bir şey ortaya çıkarmanın yolu iyi olanı, kaliteli olanı taklit etmeden örnek almaktan, ondan esinlenmekten, onu anlamaktan, onu geliştirmekten geçer. Oyuncu eğer bu profesyonel anlayışa sahip değilse iyi bir şey ortaya çıkaramaz. İyi bir şey ortaya çıkaramasa bile seyirci tarafından alkışlanabilir mi? Elbette alkışlanabilir, ancak bu, sanatın karşısında alınmış mutlak ve evrensel bir başarıyı değil, seyircinin karşısında alınmış sanal ve yerel bir başarıyı gösterir ki, fazla bir değer taşımaz ve hatta hiçbir değer taşımaz. Kısacası, sağlam bir profesyonel anlayışa sahip olmak çok önemlidir.
Sinemadan örnek vermek gerekirse, Emiliano Zapata’yı oynayacak kişi Marlon Brando’nun Viva Zapata filmindeki Emiliano Zapata rolünü iyi etüt etmiş olması gerekir; Kraliçe Elizabeth I’i oynayacak oyuncunun Glenda Jackson’un Elizabeth R filmindeki rolünü iyi incelemiş olması gerekir. Zapata ve Elizabeth’in yaşamları üzerine en az birkaç kitap okumuş olması gerekir. Bu saydıklarıma, değişik insan karakterlerini tanımak vesaire, pek çok şey eklenebilir. Temel mesele yapacağı işi ciddiye almak ve bu ciddiyetin gereklerini yerin getirmektir.
Oyunculukta ve elbette bütün öteki mesleklerde kişi özellikle yalnız kaldığında, kendi kendisiyle birlikteyken kendisine tümsek (dışbükey) aynadan bakmalıdır. Bu ayna insanı olduğundan küçük gösterir ve kibirlenmesini engeller. Eğer kişi kendisine çukur (içbükey) aynada bakıyorsa o zaman kendisini olduğundan büyük görür, burnu havada olan bir insana döner, kibirlenir, megalomanlaşır. Bunlar gelişmeyi engelleyici unsurlardır. İyi oyunculuğa giden yol da kendi oyunculuğunu hep bir şekilde eksik bulup daha fazla nasıl geliştirilebilir düşüncesiyle hareket etmektir. O yüzden daha iyiye ulaşma çabaları insanın belki de son nefesini vereceği ana kadar gitmesi gereken bir eylemdir.
Kişi aslında başkalarının kendi hakkında verdiği yargıları da aşmalıdır; biri ya da birileri size işinizi iyi yaptığınızı, çok başarılı olduğunuzu söyleyebilir. Fakat esas olan sanatın, bilimin mutlak değeri içinde ne kadar yükselmiş olduğunuzdur. Dışbükey aynalar bu yükselişte çok faydalı olurlar, çünkü yaptığınız her şeye bu aynanın gözüyle baktığınızda pek fazla bir şey yapmadığınız izlenimini alırsınız ki bu da ilerleme için en etkili kamçıdır!..
Oyunculuk üzerine çok sayıda kitap yazılmıştır. Binlerce sayfayı geçen düşünceler mevcuttur. Bu yazımda sadece aklıma gelen birkaç önemli ve temel düşünceyi burada dile getirdim.
Mehmet Murat ildan
No comments:
Post a Comment