Wednesday, August 26, 2009

EDEBİYATIN ÜSTÜN GÜCÜYLE YOĞRULMUŞ YÜKSEK DRAMA

Friedrich von Schiller! Klâsik Alman Edebiyatı’nın gerçekten çok önemli bir ismi! Romantik Alman tiyatrosunun, idealist hümanizmin ve mutlakçı yönetime karşı özgürlük hareketinin önderlerinden biri!..

Schiller’ın Milli Eğitim Bakanlığının 1951 yılında yayınladığı ve soyluların ahlak anlayışını eleştiren, sınıf mücadelesi üzerine kurulmuş “Kabale und Liebe” (Hile ve Sevgi) isimli oyununu ilk kez okuduğum zaman oyunu bitirip tekrar geriye dönmüş, kitabın sayfalarını film şeridi gibi, ya da iskambil kağıtlarını deste halinde esneterek fır fır yapar gibi hızla gözden geçirmiş ve pek çok cümlenin altını çizdiğimi fark etmiştim. Bir eserde altını çizdiğiniz cümlelerin çok oluşu o eserin yüksek gücünü göstermek bakımından önemli bir ölçüttür! Schiller demek “Güç” demektir; edebiyatın gücünü, düşüncelerin ifade edilişindeki kuvveti onun eserlerinde insan açık bir şekilde hisseder ve büyük bir heyecan duyar!..

“Hile ve Sevgi” oyununu 1950 yılında, belki de daha erken, Zahide Özveren’le Lutfi Ay birlikte çevirmişler. Öncelikle şunu söylemeliyim ki, çevrilmiş yabancı eserlerden söz ederken mutlaka o çeviriyi yapanları da anmamız, onları unutmamamız gerekmektedir, çünkü o eserler onlar tarafından çevrildikleri için bize ulaşmıştır, bu bir vefa borcudur. Elbette çevirilerde çok sayıda hatalar yapılmış, buna hiç şüphe yok, ancak bilmediğimiz dünyayı tanımaya yönelik adımlar, iyi niyetli girişimler her zaman önemlidir ve takdir edilmelidir. “Kabale und Liebe”nin ilk çevirisi de Sabri Bey tarafından daha eski zamanlarda yapılmış…

Bu oyundan bir cümle aktarayım buraya: “…Bu değersiz hayatı, onun yüzünü serinletmek için, hafif, okşayıcı bir rüzgâr haline getirebilseydim… bu gençlik baharım bir menekşe olsaydı da, o bunu çiğnese, bu menekşe onun ayağı altında boynunu büküp ölseydi…” ya da şu cümleye bakalım: “Bu şeffaf pırlantanın içini nasıl görüyorsam senin ruhunu da öyle okuyorum…” Bu cümleler ve benzeri öteki cümlelerde edebiyatın gücü mevcuttur; düşüncenin ifade edilişinde bir kalite ve zarafet vardır. Kişisel görüşüm, klâsikliğin en önemli ölçütlerinden biri işte bu güçtür, bu zarafettir!..

Schiller ilk oyunu olan Die Rauber’i (Haydutlar) 1780 yılında kendi parasıyla yayınlamıştır. Oyun ilk kez Mannheim’da oynadığında devrimci içeriğinden ötürü tepki almış ve hatta Dük Karl Eugene tarafından Schiller’in yazı yazması yasaklanmıştır. Schiller’in yaşamıyla ilgili ayrıntılara girmeyeceğim; sadece burada onun klâsik Alman edebiyatının temsilcilerinden Goethe’yle çok iyi bir dost olduğunu, üniversitede tarih profesörlüğü yaptığını, bir ara 12 yıl boyunca oyun yazarlığına ara verdiğini ve veremden öldüğünü belirtmekle yetineyim…

Schiller’ın “Hile ve Sevgi” oyunu 1927 yılında Darülbedayi’de Muhsin Ertuğrul tarafından sahnelenmiştir. Türk tiyatrosunun Batı edebiyatı şaheserleriyle yükseltilmesi doğrultusunda yapılmış önemli adımlardan biridir bu. Herhalde o zamanlarda bu oyunların ülkemize gelişine Batıcılık, Batı Hayranlığı şeklinde olumsuz bakanlar çok olmuştur. Oysa sanatta sınırlar görülmez! İyi ve kötü, yüksek ve alçak değerler şeklinde bakılmalıdır sanata. Yüksek değer taşıyan bir eser ister Batıdan, ister Doğudan, ister Kuzeyden, isterse de Güneyden gelsin, ondan yararlanmaya, ona hak ettiği değeri vermeye bakılmalıdır.

Friedrich von Schiller 1805 yılında meşhur kent Weimar’da öldü. Bu demektir ki 2005 yılı onun ölümünün 200. yıldönümü! Ülkemiz tiyatrolarında bunun dikkate alınacağını umuyorum; Hile ve Sevgi oynanırsa, böyle bir oyuna gitmek için şahsen büyük bir arzu duyacağım. Schiller demek “Güç” demektir! Ondan öğrenilecek pek çok şey var!..

“Hile ve Sevgi”den bir cümleyle bu yazıyı bitireyim: “Bu dünya büyüklerinin arzu ve ihtirasları, kendisine kurban arayan, doymak bilmez bir sırtlandır…”

Mehmet Murat ildan

No comments:

Post a Comment