Wednesday, August 26, 2009

TİYATRODA AYA YOLCULUK

Yazıma önce sanat dışındaki bir geri kalmışlık örneğimizle başlayacağım, daha sonra konuyu tiyatroya bağlayacağım. Türkiye'nin üç büyük ilinde metro çalışmaları yapılıyor. Bu haberlere sevinmenin ötesine geçip daha derin, daha ayrıntılı düşündüğümüzde ortaya trajik bir gerçek çıkıyor. Trajik gerçek nedir? İlk şehir içi yer altı metrosu 1863 yılında Londra'da 6.5 kilometre olarak yapılmış! Paris'in ilk metrosu 1855 yılında tasarlanmış ve 1900 yılında işletmeye açılmış. Berlin metrosu da 1902'de işletmeye açılmıştır. Bu örnekleri Madrid, Moskova, New York gibi başkentler için de çoğaltmak mümkün. Vardığımız sonuç çok açık: Metro işinde yaklaşık 100 yıl geride kalmışız!.. Dile kolay, yüz yıl!..

Bu örneklerden hareket ederek düşünmeye devam edelim: İnsanın yaşam süresi 10 bin yıl olsa, böyle gecikmelere pek aldırmayız; ama hayat fotoğraf çekerken patlayan flaşlar kadar kısadır ve hizmetlerin gelişindeki her türlü gecikmenin etkisi ve bedeli de çok büyüktür! İngilizlerin büyük büyük anneleri, büyük büyük babaları metroya binmişken, daha Türkiye'deki anneler, babalar ancak son yıllarda metroya binmek şansına erişmişlerdir, o da sadece birkaç büyük kentimizde!.. Gecikmenin bedeli ülkemizde güzellikleri, uygarlığın nimetlerini bazı kuşakların hiç yaşamamasıdır, başka ülkelerin o dönem kuşakları bunları doyasıya yaşarken...

Apollo 11'in kumandanı Neil Armstrong 21 Temmuz 1969'da aya ayak basmıştı. Şimdi kendimize soralım: Bizler acaba kendi yapacağımız uzay mekiğiyle aya ne zaman gideceğiz? 2069 yılında mı? Yani onların aya gidişinden yüzyıl sonra mı? Bu süreyi bilemem, ama "Tiyatromuzda Aya Yolculuk" olarak mecazi bir biçimde bahsettiğim olay, yani tiyatromuzun evrensel bir başarı, küresel bir tanınmışlık elde etmesi, bir Fransız, bir İngiliz tiyatrosu gibi "Büyük Tiyatro" sıfatına hak kazanması için o kadar beklenmeyeceği kanaatindeyim. Çünkü her türlü zorluğa, her türlü olumsuzluğa, her türlü caydırıcı faktöre rağmen az sayıda da olsa yeni oyun yazarları yetişmektedir. Bunlar, muhakkak ki "Büyük Tiyatro" için, "Büyük Oyunların" şart olduğunu kavramakta ve bu amaca yönelmekte daha duyarlı davranacaklardır.

Şimdi geçmiş zamanlardan bir oyun seçelim, mesela Antigone. Bu oyun yaklaşık 2440 yıl önce Sophokles tarafından yazılmıştır. Bizde Batılı tiyatro anlayışına uygun ilk Türk oyunu olarak gösterilen Şinasi'nin Şair Evlenmesi 1859 yılında yazılmıştı. Antigone'den yuvarlak hesap 2300 yıl sonra bizde bir oyun yazılmış. Oyun alanındaki sanatsal yaratımı ihtirassız bir yarış olarak düşünürsek eğer, biz yarışa 2300 yıl geç başlamışız! Türkiye'de oyun yazarlığı yapan kişilerin bunu mutlaka göz önüne almaları gerekiyor. Bu gerçeğin arkasında da sığınamayız; ne yapalım, biz geç başladık, o yüzden geriden takip ediyoruz diyemeyiz. Yarışa geç başlayan daha hızlı koşmak zorundadır, eğer yarışa erken başlayanları yakalamak, onların eriştiği üretim kalitesine erişmek gibi evrensel bir kaygımız varsa tabiî. Yarış derken elbette kapitalist açgözlü yarışı kastetmiyorum; sevgiye dayalı bir yarışı kastediyorum.

Yazarların hızlı koşmaları da yetmiyor; koşu yolundaki engellerin de kaldırılması gerekiyor! Yollara muz kabukları atılmasına, çukurlar kazılmasına, bariyerler konulmasına asla izin verilmemelidir... Devlet ve özel sektör, Büyük Türk Tiyatrosu için şu anda yapmakta olduğundan çok daha fazlasını yapmak durumundadır ve yapabilecek durumdadır... İnsan hayatı kısa, gecikmelerin bedeli büyük...

Mehmet Murat ildan

No comments:

Post a Comment