Wednesday, August 26, 2009

BAY SHERLOCK HOLMES VE HAYVAN ÇİFTLİĞİ

Yazıma önce bir fıkrayla başlayayım. Bu fıkra 2001 yılında İngiltere’de en iyi fıkra seçilmişti:

Sherlock Holmes ve yardımcısı Dr. Watson birlikte kıra gider kamp kurarlar. Güzel bir yemek yiyip, bir şişe şarabı da içtikten sonra uykuya dalarlar. Birkaç saat sonra Sherlock Holmes uyanır ve Watson'ı dürterek uyandırır. Watson uyku sersemidir. - Ne oldu, ne istiyorsun?
Yukarı bak, ne gördüğünü söyle bana.
- Bunun için mi uyandırdın? Milyonlarca yıldız işte.
Peki bu sana neyi gösteriyor?
Artık uykusu iyice kaçan Dr. Watson filozofça cevap verir:
- Teolojik olarak Tanrı'nın kudretini ve kendi acizliğimizi görüyorum. Felsefi olarak evrenin sonsuzluğunu ve onun karşısındaki önemsizliğimizi; astronomik olarak galaksilerin, yıldızların, gezegenlerin varlığını, dünyaya benzeyen başka gezegenlerde de hayat olabileceğini; meteorolojik olarak yarın havanın güzel olacağını görüyorum. Peki sana neyi gösteriyor?
Sherlock Holmes cevap verir:
- Görmüyor musun ahmak, çadırımızı çalmışlar!

Bu fıkrada da gördüğümüz gibi bazen fazlaca karmaşık düşünmek, komplike çözümlemeler yapmak insanı asıl meseleden uzaklaştırır. Sade, basit düşünmenin çok yararlı olduğu anlar vardır.

Türk tiyatrosunun sorunları üzerine 4-5 saat süren bir siyaset meydanı yapılmıştı; orada çeşit çeşit sorunlar dile getirilmiş, her şey karman çorman edilmişti ve en önemli 2 meseleye de hiç deyinilmemişti. Fıkramızdan yola çıkarak meseleye “basit” bakmak gerek demiştik. Türk tiyatrosunun ileri doğru bir sıçrayış yapabilmesi için 2 şey desteklenmelidir: 1- Yeni kuşak oyun yazarları 2- Amatör tiyatrolar! Bu iki unsur Türk tiyatrosunda kurtuluşun çok değerli iki maymuncuğudur! Bunlar tiyatromuzun önündeki kapalı kapıları açacaklardır.

Bu yazımda kısaca 2. unsura, yani amatör tiyatroların önemine değineceğim. ODTÜ Tiyatro Şenliği kapsamında “Hayvan Çiftliği” isimli bir oyun izledim. Oyun, Yıldız Teknik Üniversitesi Oyuncuları tarafından sahnelendi. Öncelikle bu başarılı oyunu kutlamak istiyorum. Bu tür oyunlar izledikçe, amatör tiyatroların ülke tiyatrosuna katkıda ne denli önemli bir güç olduğunu görebiliyorum. Bir takım insanlar kirlilik ve cehalet simgeleri haline gelmiş kahve köşelerinde tavla oynarken, ya da başka anlamsız geyik muhabbetleriyle zaman öldürürken, bu oyuncular önemli konulara tiyatro yoluyla eğilerek provalarda saatlerce emek harcamaktadırlar!.. Onlar oynarken hem eğleniyorlar, hem öğreniyorlar; bununla da kalmayıp hem eğlendiriyorlar ve hem de öğretiyorlar!..

Hindistan doğumlu İngiliz yazar George Orwell (1903-1950), ülkemizde daha çok 1984 adlı romanı ile tanınır. Hayvan Çiftliği (Animal Farm, 1945), onun çağdaş klasikler arasına girmiş bir diğer ünlü yapıtıdır. 1940’lardaki reel sosyalizmin, daha doğrusu büyük Rus devriminin eleştirisi olan bu roman, dünya edebiyatındaki “Yergi” türünün başyapıtlarından biridir. “Hayvan çiftliği”nin kişileri hayvanlardır.

Konusu kısaca şöyledir: Manoir çiftliğinden Mr. Jones, sarhoş olduğu için, akşam kümesleri kapamayı unutur. Gece yarısı bir araya gelen hayvanlar kendilerini sömüren insanlara karşı bir devrim yapmağa kalkışırlar. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olan domuzlar, Snowball ve Sezar, hareketin başına geçer. Hayvanlar ikna edilir, Mr. Jones öldürülür ve domuzlar yönetimi ele geçirir!... Yeni yönetimin ilk işi, önceki insan yönetiminin izlerini yok etmek olur. Yeni hayvan iktidarı, bir takım ilkeler belirler, bu ilkeler bir duvara büyük harflerle yazılır:

-Hiç bir hayvan yatakta yatmayacaktır.
-Hiç bir hayvan alkol içmeyecektir.
-Hiç bir hayvan, diğer bir hayvanı öldürmeyecektir.
-Bütün hayvanlar eşittir...

Ancak bir süre sonra domuzlar iktidarı öteki iktidarlar gibi çürür ve sömürmeye başlar. Devrimin yukarıdaki ilkeleri değiştirilir. Bu değişen ilkelerden en çarpıcı olanı şudur: "Bütün hayvanlar eşittir FAKAT Bazı hayvanlar ötekilerden daha fazla eşittir!.. Hayvan Çiftliği aynı zamanda toplumların, önce ortak bir düşman karşısında nasıl bir araya getirildiğini, sonra düşman ortadan kaldırıldığında nasıl içten parçalanıp bölündüğünü de anlatmaktadır.

Gördüğümüz gibi amatör tiyatrolar her türlü önemli meseleye el atmaktalar. Onlara daha fazla özgür alan yaratılmalıdır. Maddi ve manevi açıdan desteklenmelidirler, çünkü burada büyük bir dinamizm vardır! Bu dinamizm Türk tiyatrosunun geleceği için büyük bir güvencedir.

Mehmet Murat ildan

No comments:

Post a Comment