Thursday, August 27, 2009

DÜNYA TİYATRO GÜNÜ İÇİN BİR ALTERNATİF BİLDİRİ

Tiyatro önce okunmalıdır!..

Tiyatroyu da televizyona benzetme çabaları sürüyor. Televizyonu okuyamazsınız, o bir kitap değil, sadece bir görüntü, karşısına geçip seyredebilirsiniz ancak. Tiyatro da böyle algılanmaya başlandı. Okuma! Sadece izle! Tiyatronun kurtuluşunda atılması gereken ilk adımlardan biri bu gidişatın engellenmesidir. Tiyatro sadece görüntüye, bir sahne sanatı olayına indirgenemez, o ilk önce bir kitaptır ve onun ayrıcalığı da buradadır!..

Tiyatro sadece seyirlik değildir, onu sadece bir futbol maçı izleme şeklide bir grup insanla oturup seyirlik olarak görenler onu öldürüyorlar; tiyatroyu sadece seyrederek tiyatrodan gerçek manada bir şey alınamaz. Her oyunun bir metni vardır ve o metin mutlaka okunmalıdır. Zaten seyrediyoruz okumaya ne gerek var denildiğinde şunu iyi anlamak gerekir ki, esasen oyunu değil yönetmenin size sunduğu oyunu seyrediyorsunuz!! Metin okunmadan tiyatronun gerçek tadı alınamaz, oyun havada kalır; oyunu değil, yönetmenin size vermeye çalıştığı şeyi görürsünüz. Bir oyunda oyunun kendinden çok oyuncuları seyredersiniz, dansları izler, şarkıları dinlersiniz, oysa metni okurken gerçek manada oyunu görmüş olursunuz. Gerçek oyun metindedir.

Tiyatro “önce” okunmalıdır!..

Bu düşünceyi küresel anlamda yaymak gerekiyor. Metinle baş başa kalıp sözler üzerinde düşünmemişseniz neye yarar? Televizyon seyreder gibi seyrettiniz, bu neye yaradı? Her şey uçup gitti; çağın hastalığı da budur zaten: Okuma! Düşünme! Sadece izle, sadece oyuncuyu seyret; o bağrışmalar, o kelime yutmalar içinde hangi sözler iyice işitilebilir, hangi sözler sindirilebilir?..

Devlet Tiyatrolarında Bir Yaz Dönümü Gecesi Rüyası’nı seyrettim. Burada karakterlerden biri Mefailun Failatun gibi bir şeyler söylüyor. Metinle alakası olmayan bir şey, “Seyirciyi güldürme taktiği” diyebileceğimiz ciddi kusurlardan biri. Seyirciyi güldürdünüz, ki bu çok kolaydır (Mesela geydiri gubbak Cemile şarkısını 1 dakika çalarsanız seyirci kahkahalar içinde yerlere yatar) seyirciyi güldürdünüz, ama Shakespeare’i öldürdünüz!. Shakespeare bu değil, Shakespeare metinde…
Oyuncunun biri yerde tahta takoz görüyor, gözü ona takılıyor ve ayağıyla seyircilerin gözü önünde takozu bir boşluğa tekmeliyor. Siz metni değil, oyuncuları, oyuncuların kendi yaklaşımlarını, anlık tuhaf yorumlarını, yönetmenin kendi dünyasını izliyorsunuz. Koşturmacalar, bağırışlar içinde bütün büyük sözler kaçıyor, felsefe varsa kaçıyor, düşünmek kaçıyor…
Tiyatro “önce” okunmalıdır!..

Tiyatro, dünya edebiyatına çok büyük eserler vermiştir, onlar okunmalıdır, seyretmekle olmaz, yalnızca seyretmekle hiç olmaz, okumalı ve düşünmeli. Sadece seyrederseniz televizyondan, sinemadan ne farkı var? Bir oyunu seyrettikten sonra metinden konuşulmaz, oyundaki oyuncu hatalarından veya oyuncu kalitesinden veya dekorlardan vesaireden konuşulur, metinden konuşulmaz. Shakespeare burada bunu demiş dendiğini pek duymazsınız, falanca oyuncunun kılıcı eğildi, plastikti dersiniz!! Oyuncu flütü çalmıyordu, çalar gibi yapıyordu dersiniz, kadının küpesi düştü dersiniz…
Tiyatro kurtarılmak mı isteniyor? O halde tiyatro “önce” okunmalıdır!
Onu okunmaktan çıkarıp sırf seyirlik hale getirdiniz mi olay biter. Tiyatronun özü metindedir; o, önce bir kitaptır! Tiyatronun önce bir kitap olduğu hatırlanmalıdır! Onun vermek istediği her şey metindedir… Onu okuduktan sonra seyrettiğinizde bir anlam oluşur; ancak onu okuduktan sonra yönetmenin, oyuncuların yaptıkları hataları, değişik yorumları ve metnin zayıflatıldığını, kötüleştirildiğini görebilirsiniz ya da ne denli başarılı bir şekilde sahnelendiğini anlayabilirsiniz; siz oyun oynanırken yapılan bütün hataları zihninizdeki metinde düzeltebilirsiniz; en azından “Ama bu benim okuduğum Shakespeare değildi!” dersiniz… Bu ne biçim Antigone dersiniz?..

Tiyatro “önce” okunmalıdır!..

Çehov’un Martısı okunduğu zaman büyüktü, onun büyüklüğü oynandığı zaman ortaya çıkmadı… onun büyüklüğü metinden gelir, oynanmasından değil… Bu inceliği iyi anlamak gerek… Ve en önemlisi de şudur: Mesela şu anda Sakuntala gibi bir dünya tiyatro şaheseri hiçbir yerde oynanmıyor. Ama o orada, belki bir rafta, sizin zihninizde, okuyan gözlerinizde bütün saflığıyla sadece size oynamak için bekliyor…

Tiyatro “önce” okunmalıdır!..

Tiyatro elbette seyredilecekte, bu onun öteki yarısıdır; ama ancak üst düzey kalitede oyuncular tarafından oynanmışsa bir oyun, ancak o zaman gerçek metni önemli ölçüde sahnede görebiliriz. Hamlet’i Derec Jacobi’nin oyununda seyrederseniz, neredeyse gerçek metni, Shakespeare’in Hamlet’ini orada da, sahnede de bulabilirsiniz…

Ve eğer siz, metnin inceliklerine, metnin felsefesine, metindeki karakterlerin ruhuna vakıf biriyken metni sahnede de gördüm derseniz, işte bu sahnede yapılmış olan sanattır, gerçek sanattır!..

Son sözü yine Hamlet’ten örnekle bitireyim: Gerçek Hamlet metindedir; onu görmek isteyen onu okumalıdır; sahnede gerçek Hamlet’i gördüyseniz, işte o zaman onu sahneleyenler de büyük oyunculardır...

Her halükarda, Tiyatro “önce” okunmalıdır!..

Mehmet Murat ildan

No comments:

Post a Comment