Wednesday, August 26, 2009

TİYATRO KLÂSİKLERİ NEDEN YENİDEN BASILMIYOR?

Dünya klâsiklerinin bakanlık yayınları arasında Türkçe'ye çevrilerek yayımlanmasında yazar, eğitimci ve siyaset adamı Hasan Âli Yücel'in emeği çok büyüktür. 1940'lı yılların başından itibaren kuvvetli bir fırtına gibi esen bu çeviri hareketi sonucu özellikle tiyatro alanında pek çok büyük eser Türkçe'ye kazandırılmıştır.

23 Haziran 1941 yılında, yani 64 yıl önce bakın Hasan Âli Yücel bu konuda ne yazmış: "Bir milletin, diğer milletler edebiyatını kendi dilinde, daha doğrusu kendi idrakinde tekrar etmesi; zeka ve anlama kudretini o eserler nispetinde artırması, canlandırması ve yeniden yaratmasıdır. İşte tercüme faaliyetini biz bu bakımdan ehemmiyetli ve medeniyet davamız için müessir bellemekteyiz."

İşte bu değerli çeviriler yapıldı ve basıldı. İlk iki buçuk yılda 109 eser çevrilmiştir. Bu önemli bir başarıydı. Peki daha sonra ne oldu? Bu eserler günümüzde yeniden neden basılmadılar? 50-60 yıl önce Türk okurunun, Türk yazarlarının örneğin A. De Musset'nin "Şamdancı" isimli eserine ya da Goethe'nin "Egmont" isimli oyununa ihtiyaçları vardı da şimdi yok mudur?

Olayı somutlaştırma bağlamında bazı örnekler vereceğim: Bugün istediğiniz kitapçıya gidin, İbsen'in "Brand" isimli tiyatro eserini bulamazsınız. Bu kitap 1945 yılında Milli Eğitim Bakanlığınca basılmıştır. Victor Hugo'nun "Ruy Blas" eserini de bulamazsınız; Strindberg'in "Olaf Hocası"nı; Marivaux'un "Sahte Sırdaşları"nı; Alphonse Daudet'in "Şehirli Kızı"ını; Moliére'in "Don Garcie de Navarre eserlerini de bulamazsınız. Bu listeyi yüzlerce artırabiliriz. Sanırım İş Bankası bu konuda bir girişimler yapmaktadır ve bunu takdir ediyorum.

Milli Eğitim Bakanlığı o zamanlar Modern Tiyatro Dizisi (Ya da Maarif Vekaleti Devlet Konservatuvarı Neşriyatı) adı altında 100'den fazla oyun da yayınlamıştı. İlk oyun 1958'de Sabahattin Eyuboğlu çevirisi olan Maeterlick'in "Evin İçi" oyunuydu... Bu diziden Somerset Maugham'ın "Yüksek Sosyete;" Andre Roussin'in "Karı Koca ve Ölüm;" Marcel Pagnol'un "Topaze" isimli eserleri ve daha onlarca eseri de bugün Dost, Remzi, İmge gibi büyük kitapevlerinde dahi bulma imkanı yoktur. Bunlar ancak sahaflarda bulunabiliyor artık. Üstelik her sahafta da bulamazsınız. Mesela Galsworthy'nin Sadakat Bağlarını Ankara'da arasanız da bulamazsınız, bu oyunu ve daha pek çok önemli oyunu bulmak tesadüflere kalmıştır.

Bu durum ne anlama geliyor? Bu durum günümüz Türk okuyucusunun ve Türk yazarlarının bazı büyük eserlere pratik olarak erişemeyeceği anlamına geliyor. Sadece raflarda bulunanlarla yetinme seçeneği bırakılmıştır insanlara. Bu kitaplar pek çok kütüphanede de bulunmuyor. Ayrıca bir kitabın kişinin evinde, elinin altında olmasıyla kütüphanede olması arasında çok büyük fark var. Kitaplar, bu işe gönül vermiş olanların ellerinin altında bulunmalıdır.

Sorunun çözümü için ne yapılmalıdır? Sorunun çözümü Milli Eğitim Bakanlığı'nın bu klâsik tiyatro eserlerini yeniden basmasından geçiyor, günümüz Türkçe'siyle sadeleştirerek elbette. 63 yıl önce o zor koşullarda yapılan işi Türkiye Cumhuriyeti şimdi, 21. Yüzyılda yapamayacak durumda mıdır? Esasen sorun "Tercihlerdir!" Bugün devlet, tercihini bu büyük eserlerin yeniden basılmasından yana ortaya koyarsa bu eserler muhakkak ki yeniden basılır; malî kaynak elbette mevcut, eksik olan iradedir!..

"Toprak Arabacık" (Mriççhakatika) isimli bir Hint dramı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 1946 yılında basılmış. Bu kitap bugün piyasada yoktur. Her şeyin de okunması gerekmez denebilir elbette. Ancak mesele her şeyin okunması değildir, mesele her şeyin piyasada mevcut olmasıdır, kolayca erişilebilirliktir! Bu kitapları piyasada bulamazsanız eğer, ansiklopedilerin içinde sadece isimlerini gördüğümüz, bizden binlerce kilometre uzakta yaratılmış eserlere dönerler ve pratik anlamda bizim için hiçbir şey ifade etmezler.

En uygun çözüm, tiyatro klâsiklerinin devlet tarafından yeniden basılmalarıdır; devletin doğrudan mali yardımlarıyla özel yayınevlerince de basılabilirler elbette. 1 yıl içinde 200 tiyatro klâsiği yeniden, günümüz Türkçe'siyle rahatlıkla basılabilir. Neden basılmıyor dersek, nedeni, vizyon eksikliği, hatalı tercihler, kültür ve sanatın önemini kavrayacak entelektüel birikime sahip Hasan Âli Yücel gibi değerli yöneticilerin neredeyse yok denecek kadar az olması ve bu kişilerin de etkin konumlarda bulunmaması diyebiliriz. Ancak yine de umudumuzu yitirmeyelim: Nil desperandum!..

1940'lı yıllardaki heyecanın yeniden hissedilmesi, medeniyet davasına olan kuvvetli bir sahipleniş dileklerim ve saygılarımla...

Mehmet Murat ildan

No comments:

Post a Comment