Hint Tiyatrosuyla ilk tanışmam, eski kitapçılarda Batı tiyatro klasiklerini ararken olmuştu. Tozlu rafların içinde 1913 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi büyük şair ve oyun yazarı Rabindranath Tagore'un kadın erkek ilişkisindeki fiziksel ve tinsel güzelliği işleyen şiirli bir oyununu görmüştüm; kitap 1942 yılında basılmıştı. Oyunun adı Çitra'ydı. Batının çiçeklerini ararken Doğunun bir incisini bulmuştum!..
Bir başka gün, bu kez bir başka sahafta Sanskrit Tiyatrosunun en önemli isimlerinden şair Kalidaça'nın yedi perdelik bir kahramanlık oyununa rastladım. Bu da yine 1942 yılında basılmıştı; 62 yıllık, iyice yıpranmış bir kitap!.. Oyunun ismi Sakuntala'ydı. Bu oyun hem yazarın ve hem de dünya edebiyatının başyapıtlarındandır, tüm Sanskrit dramlarının en yetkinidir; oyunda aşıkların ayrılması, yabancılaşması, sonra birleşmesi karmaşık bir olay örgüsü ve simetrik bir yapı içerisinde işlenmiş. Kitabın girişinde Goethe'nin şu güzel sözleri yer alıyor: "İlk baharın çiçeklerini mi, yoksa sonbaharın meyvelerini mi istersin? Dinlenmek, mahzuz veya sarhoş olmak mı istersin? Bir kelime ile arz ile semayı mı istersin? Sakuntala derim."
Oyunda gerçekten zengin bir anlatımsal dil, duygu derinliği, güçlü doğa duyusu, dünya deneyimi ve insan bilgisi mevcuttur. Kalidaça'nın engin tasvir gücü hayranlık uyandırmakta; tabiatın güzelliğini ve mevsim değişikliklerini değerlendirmedeki başarı, parlak ve canlı anlatım, özellikle tutkuların en büyüğü aşkın ifadesindeki incelik her türlü övgüyü hak etmektedir. Kalidaça’nın bu eseri Goethe, Herder, Schiller gibi Alman romantikleri üzerinde de önemli etkiler bırakmıştır.
Eski kitapçılarda dolaşırken bu kez yine eşsiz bir Sanskrit klâsiğine daha rastlıyorum: Dramın ismi Mriççhakatika; yazarı ise kral Şûdraka. Sanskrit edebiyatının altın devrine ait olan bu kitap Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi profesörlerinden Walter Ruben tarafından Sanskritçe aslından dilimize çevrilmiş ve 1946 yılında da basılmış. Walter Ruben, Şûdraka isminin takma bir ad olduğunu düşünüyor. Güzel bir kadının öldürülmesi teşebbüsünü anlatıyor bu eser.
Bu oyunlar insanı son derece farklı bir dünyaya, bambaşka bir yüzyıla alıp götürüyor; namus, şeref, onur, doğruluk, dürüstlük, sadakat gibi erdemlerin en üst düzeyde dile getirildiği bu oyunlar insanlık için gerçek birer hazinedirler. Batı tiyatro klâsiklerinde olmayan, doğayla iç içe geçmiş büyülü bir atmosfer var bu oyunlarda ve tabii genel olarak Hint-Sanskrit edebiyatında.
Bu kitapları okurken kuşların sesini, yaprakların hışırtısını duyuyor insan; ağaçlar, lotus çiçekleri odamızın ta içine giriyorlar sanki; cümlelerdeki zariflik, sevgideki ve dostluklardaki saflık insana huzur veriyor.
Kitapçılarda ve hatta sahaflarda bile pek bulunmayan Çitra, Mriççhakatika ve daha nice Hint-Sanskrit dramları muhakkak yeniden basılmalıdır; liselerimizde, üniversitelerimizde, konservatuarlarımızda bu oyunlar okunmalı ve oynanmalıdır. İnsanlığın eğitimi için, yitirilmiş bazı değerlerin yeniden anımsanması için çok önemli ve gerekli kitaplardır bunlar. Kitaplığımız onlarsız çok fakir kalır.
Umuyorum ki yakın gelecekte üniversitelerimizin Sanskrit dili ve edebiyatı bölümlerinden mezun olanlar Hint dram şaheserlerini asıllarından Türkçe'ye çevirirler; çevrilmiş olanları yeniden gözden geçirirler.
Tiyatronun ve edebiyatın amacı insanları hem eğlendirmek ve hem de eğitmektir. Hint klâsik dramları bunu en üst düzeyde başarmaktadır. Sakuntala'yı okuyup da doğaya hayranlık duymamak imkansızdır; çünkü doğa bütün saflığıyla öylesine etkileyici bir biçimde tasvir edilmiştir ki, insan okurken büyük bir doğa eğitiminden geçer. Bu oyunları okurken insan ayrıca Doğu felsefesinin eğitiminden de geçer. Bu felsefeye yabancı kalmak demek, insanlık eğitimini yarıda bırakmak demektir. Duyularımızı, duygularımızı derinleştirmek istiyorsak bu eserleri defalarca okumalıyız.
Çağımızda böyle eserlerin yaratılması oldukça zor olduğu için bizler o eserlere imrenerek, hayranlıkla, saygı ve sevgiyle bakmaktayız. Eğer böyle eserler yaratabilirsek, ki zor olmakla birlikte elbette mümkündür, işte o zaman, ancak o zaman kendi çağımızla gurur duyabileceğiz. Tüm dünya oyun yazarları geçmişin o mükemmelliğini diriltmek için çabalamalıdır!..
Mehmet Murat ildan
Bir başka gün, bu kez bir başka sahafta Sanskrit Tiyatrosunun en önemli isimlerinden şair Kalidaça'nın yedi perdelik bir kahramanlık oyununa rastladım. Bu da yine 1942 yılında basılmıştı; 62 yıllık, iyice yıpranmış bir kitap!.. Oyunun ismi Sakuntala'ydı. Bu oyun hem yazarın ve hem de dünya edebiyatının başyapıtlarındandır, tüm Sanskrit dramlarının en yetkinidir; oyunda aşıkların ayrılması, yabancılaşması, sonra birleşmesi karmaşık bir olay örgüsü ve simetrik bir yapı içerisinde işlenmiş. Kitabın girişinde Goethe'nin şu güzel sözleri yer alıyor: "İlk baharın çiçeklerini mi, yoksa sonbaharın meyvelerini mi istersin? Dinlenmek, mahzuz veya sarhoş olmak mı istersin? Bir kelime ile arz ile semayı mı istersin? Sakuntala derim."
Oyunda gerçekten zengin bir anlatımsal dil, duygu derinliği, güçlü doğa duyusu, dünya deneyimi ve insan bilgisi mevcuttur. Kalidaça'nın engin tasvir gücü hayranlık uyandırmakta; tabiatın güzelliğini ve mevsim değişikliklerini değerlendirmedeki başarı, parlak ve canlı anlatım, özellikle tutkuların en büyüğü aşkın ifadesindeki incelik her türlü övgüyü hak etmektedir. Kalidaça’nın bu eseri Goethe, Herder, Schiller gibi Alman romantikleri üzerinde de önemli etkiler bırakmıştır.
Eski kitapçılarda dolaşırken bu kez yine eşsiz bir Sanskrit klâsiğine daha rastlıyorum: Dramın ismi Mriççhakatika; yazarı ise kral Şûdraka. Sanskrit edebiyatının altın devrine ait olan bu kitap Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi profesörlerinden Walter Ruben tarafından Sanskritçe aslından dilimize çevrilmiş ve 1946 yılında da basılmış. Walter Ruben, Şûdraka isminin takma bir ad olduğunu düşünüyor. Güzel bir kadının öldürülmesi teşebbüsünü anlatıyor bu eser.
Bu oyunlar insanı son derece farklı bir dünyaya, bambaşka bir yüzyıla alıp götürüyor; namus, şeref, onur, doğruluk, dürüstlük, sadakat gibi erdemlerin en üst düzeyde dile getirildiği bu oyunlar insanlık için gerçek birer hazinedirler. Batı tiyatro klâsiklerinde olmayan, doğayla iç içe geçmiş büyülü bir atmosfer var bu oyunlarda ve tabii genel olarak Hint-Sanskrit edebiyatında.
Bu kitapları okurken kuşların sesini, yaprakların hışırtısını duyuyor insan; ağaçlar, lotus çiçekleri odamızın ta içine giriyorlar sanki; cümlelerdeki zariflik, sevgideki ve dostluklardaki saflık insana huzur veriyor.
Kitapçılarda ve hatta sahaflarda bile pek bulunmayan Çitra, Mriççhakatika ve daha nice Hint-Sanskrit dramları muhakkak yeniden basılmalıdır; liselerimizde, üniversitelerimizde, konservatuarlarımızda bu oyunlar okunmalı ve oynanmalıdır. İnsanlığın eğitimi için, yitirilmiş bazı değerlerin yeniden anımsanması için çok önemli ve gerekli kitaplardır bunlar. Kitaplığımız onlarsız çok fakir kalır.
Umuyorum ki yakın gelecekte üniversitelerimizin Sanskrit dili ve edebiyatı bölümlerinden mezun olanlar Hint dram şaheserlerini asıllarından Türkçe'ye çevirirler; çevrilmiş olanları yeniden gözden geçirirler.
Tiyatronun ve edebiyatın amacı insanları hem eğlendirmek ve hem de eğitmektir. Hint klâsik dramları bunu en üst düzeyde başarmaktadır. Sakuntala'yı okuyup da doğaya hayranlık duymamak imkansızdır; çünkü doğa bütün saflığıyla öylesine etkileyici bir biçimde tasvir edilmiştir ki, insan okurken büyük bir doğa eğitiminden geçer. Bu oyunları okurken insan ayrıca Doğu felsefesinin eğitiminden de geçer. Bu felsefeye yabancı kalmak demek, insanlık eğitimini yarıda bırakmak demektir. Duyularımızı, duygularımızı derinleştirmek istiyorsak bu eserleri defalarca okumalıyız.
Çağımızda böyle eserlerin yaratılması oldukça zor olduğu için bizler o eserlere imrenerek, hayranlıkla, saygı ve sevgiyle bakmaktayız. Eğer böyle eserler yaratabilirsek, ki zor olmakla birlikte elbette mümkündür, işte o zaman, ancak o zaman kendi çağımızla gurur duyabileceğiz. Tüm dünya oyun yazarları geçmişin o mükemmelliğini diriltmek için çabalamalıdır!..
Mehmet Murat ildan
No comments:
Post a Comment