Thursday, August 27, 2009

2023 YILINDA TÜRK TİYATROSUNUN RÜTBESİ

2023 özel bir tarih. Kurtuluş savaşının zaferle sonuçlanmasından sonra 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edilmişti. 2023 yılında Cumhuriyet’in kuruluşunun 100. yılı olacak. Cumhuriyet elbette sanıldığı gibi mükemmel bir rejim değildir. Halkın, seçtiği temsilciler aracılığıyla egemenliğini kullandığı bir devlet şeklidir Cumhuriyet. İşte günümüz parlamenter rejiminin en kötü yanı da vekillerin seçildikten sonra seçmenden bağımsızlaşmasıdır! Ünlü Fransız filozof ve yazar üstat Jean Jacques Rousseau bu meseleye halkın kendisine “Vekil” değil “Efendi” seçmesi olarak bakıyor. O nedenle de milletvekilleri halkın temsilcisi değil halkın memurları olmalıdır diyor! Demek ki Rousseau’ya göre bizde şimdi 550 vekil değil, 550 “Efendi!” var!..

Biz şimdi konumuza dönelim ve Cumhuriyet rejimini bir takım kusurlarına rağmen “Kötüler içinde iyi” olarak değerlendirelim. 2023 gerçekten önemli, anlamlı bir tarihtir! Bu tarihe sadece 18 yıl kaldı.

Bizler şimdi kendimize şu önemli soruyu sormalıyız: 2023 yılında Türk Tiyatrosunun küresel arenada rütbesi ne olacaktır? Şimdiki rütbesi nedir? Bazılarımız “Er” diyecektir, bazılarımız “Çavuş” bazılarımız da “Onbaşı” diyecektir. Rütbe yorumları bu civarlarda olacaktır. Peki öteki ülkelerin rütbeleri nedir? Mesela bir İngiliz Tiyatrosunun küresel rütbesi nedir dersek, yanıt “Mareşalliktir” olur. Bu da elbette temelde Shakespeare sayesinde elde edilmiş bir unvandır.

Sorular sormaya devam edelim: Türk Tiyatrosu bu alt rütbelerle yetinecek midir, yoksa hedef büyütüp her yıl artan bir hızla terfi mi etmek isteyecektir? Eğer alt rütbelerle yetineceksek, Türk Tiyatrosunun gelişmesi için fazla bir çabaya gerek yoktur, şu haliyle devam edilebilir. Yok eğer ciddi olarak terfi etmek istiyorsak ve bir gün gelip de general ve hatta mareşal rütbesi almak istiyorsak o meşhur sorular devreye girer: Bunun için ne yapmalıyız? Ve nasıl yapmalıyız?

Türk Tiyatrosunun bir defa bir altyapı sorunu var. Altyapı sorunlarının 2 kaynağı vardır: 1- Sanata önem vermeyen zihniyet 2- Ekonomik az gelişmişlik. Diyelim ki yarın sanata önem veren bir hükümet iktidar oldu. Avrupa’daki tiyatro altyapısını, o enfes tiyatro binalarını o kalitede yapmak ciddi ekonomik güç ister. IMF’nin Nisan 2005 tarihli "World Economic Outlook Database" verilerine kısaca bir bakalım.

Dünyanın en zengin ülkesi Lüksemburg olmuş. Lüksemburg’un nüfusu yarım milyon civarında, yani Ankara’nın Sincan ilçesi kadar! 2004 yılı kişi başına düşen milli geliri yaklaşık 70 bin dolardır! Norveç’te ise bu sayı 55 bin dolar civarında. Norveç’in Gayri Safi Yurt içi Hasılası yaklaşık 250 milyar dolardır, yani bizimkine yakın! Peki Norveç’in nüfusu ne kadardır? Sadece 4.5 milyon! Yani Ankara büyüklüğünde bir devlet Türkiye kadar bir gelir üretmektedir!..

Kısacası, Türkiye bir defa mutlaka zenginleşmek ve zenginliğin de adaletli bir dağılımını yapmak zorundadır! Başbakan kişi başına düşen 4000 dolarlık gelirimizi büyük bir kıvançla dile getiriyor!! 4000 dolar komik bir rakamdır! Bu 4000 doların sebebi onlarca yıllık kötü yönetilmişlik! Hükümetin büyük vizyonunda bu rakamın 10 bin dolara çıkarılması yer alıyor; yani ufkumuz dahi çok dar!.. Dünyanın en zengin ülkesi Lüksemburg'un kişi başına düşen milli geliri 2006 yılında 80 bin dolar olacak! Yani biz 10 bin dolara çıksak bile fark artacaktır!.. Önemli olan bu farkı azaltmaktır. Siz 50 bin dolarlık gelir düzeyine kavuştuğunuzda Avrupa’da bu rakam 150 bin dolar olursa yine göreceli olarak fakirsiniz demektir!.. Tiyatro altyapısı, ancak sanata önem veren bir hükümetle ve büyük ölçekli bir zenginleşmeyle birlikte arzulanan düzeye çıkarılabilir!..

Ama elbette her şey zenginleşmeye bağlı değildir. Yarın Afganistan Shakespeare, Moliere kalitesinde bir oyun yazarı çıkarırsa tıpkı İngiltere gibi bir kuantum sıçramayla mareşallik rütbesine yükselebilir! Yani bir ülkedeki oyun yazarları üst-düzey “büyük oyunlar” yazarak ülkelerine sınıf atlatabilirler! Ülkede yönetim kademesinde olan insanlar işte bu süreci hızlandırabilirler. Yeni oyun yazarlarına destek Türk Tiyatrosunun rütbe terfisinde birinci derecede ve hayatî önemdedir; olmazsa olmaz bir meseledir bu!.. Bu konuda Türkiye’de doğru dürüst hiçbir şey yapılmamaktadır. Pek çok yazımda bu konuyu vurguluyorum. Fransa Tiyatrosu büyük bir tiyatrodur, güzel binaları olduğu için değil elbette, büyük oyun yazarları yetiştirdiği, bu sayede büyük oyuncuların çıkmasını da sağladığı ve bunları da dünyaya tanıttığı için büyüktür!..

Büyük oyun yazarlarının çıkması tek başına yeterli olmaz; bunlara sahiplenilmelidir de!.. Sahip çıkmadığınız zaman; ve hatta yarışmalarda, edebi kurullarda, repertuar kurullarında onları aşağıya itmeye, önlerini kesmeye çalıştığınızda bu terfi olayı gecikecektir.

Eğimli bir arazide suyun akışını inceleyin; su, zaman zaman önüne engeller çıktığı için yavaşlar, ama bir süre sonra bir yol bulup, değişik bir yataktan ilerlemeye devam eder. Bu engeller ülke için zaman kaybı yaratır. Bu engellerin kaldırılması gerekir. Bizim ülkemizde bir yayınevine kaliteli bir oyun gönderip de olumlu ya da olumsuz bir cevap dahi alamadığınız durumlar yaşanmaktadır. Bu ülkenin yazarlarının kaderi burnu havada, kibirli, kıskanç, yol açıcı değil engelleyici kişilerle mücadele ederek ilerlemeye çalışmak olmamalıdır!..

Kısacası, Türk Tiyatrosunun küresel alanda rütbesinin yükselmesinin yolu öncelikle kaliteli oyun yazarlarına vereceği desteğe, sevgiye ve saygıya bağlıdır. Çehov’un Martı’sı büyük bir oyundur; bu oyun aynı zamanda büyük oyuncuların çıkmasına da vesile olur. Demek ki ülkedeki yazarların çıtası yükseldiğinde, bu durum oyuncuların çıtasını da zorlayacaktır. Benim, “Yetenekli oyuncuları bulup ortaya çıkarma makinesi” olarak gördüğüm amatör tiyatrolar da bu terfi meselesinde önemli bir role sahipler.

2023 yılına kadar yapılması gereken çok iş var. Evet ama bu işleri kim yapacak? Türk tiyatrosunun büyük bir vizyonla, büyük hedeflere yönelmesine kim liderlik ve öncülük edecek? 2023’te şu noktaya varmamız gereklidir diyen kaç tane sanat adamımız var ortada? Ayrıntılı planlar nerede? Seçilmiş hedefe yönelmiş yol haritaları nerede? Tekrar ediyorum: Türk tiyatrosunun terfi etmesinin yolu birinci derecede oyun yazarlarına vereceği önemden, sevgiden, saygıdan geçer. Dünyanın en güzel eserlerini en güzel şekilde sahneleyin, bu durum Türk tiyatrosunu terfi ettirmeyecektir!.. Terfi, ancak Türk oyun yazarlarının yazdıkları üst-düzey kaliteli oyunlarla mümkündür ve bunun başka da hiçbir yolu yoktur!..

Tiyatro camiasının büyük bir kesimi Türk tiyatrosunun bugünkü rütbesinden rahatsız değiller ve hatta memnunlar. Ben memnun değilim ve memnun olmayan başkaları da var!..

Mehmet Murat ildan

No comments:

Post a Comment