Zaman zaman bazı bulvar gazetelerinin köşe yazarlarının yazılarında ya da dergilerde, forumlarda, “Shakespeare’in Modası Geçti!” “Artık Shakespeare’den bıktık!” “Tiyatro, Shakespeare, Moliere ve Çehov’a mı mahkum olmalı?” ve benzeri türden talihsiz yazılar okuyorum.
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, Shakespeare, Çehov gibi yazarlar “Zamansız” yazarlardır. Yani onların “Zamanları” hiç geçmez; geçmesini isteseniz de geçmez, geçmesi için çabalasanız da geçmez. Sanatta ulaşılması gereken en üst düzey de zaten budur, yani zamansızlık boyutudur.
Shakespeare’in ilahlaştırılmasına kızan kişileri de anlamak pek mümkün değil. Shakespeare, ilahlaştırılmayı, her türlü övgüyü hak eden bir yazardır. Şu çok önemli: Hak etmek! Eğer bir şey hak edilmişse artık o konuda yorum yapmak yanlış olur. Bu bahsettiğimiz yazarlar sıradan yazarlar değildir; onlar tiyatroyu zirveye taşıyan, tiyatroyu devleştiren büyük ve dahi kalemlerdir.
Pek çok insanın tiyatroya duyduğu hayranlıkta en büyük pay kimlere aittir? Hiç tartışmasız Shakespeare, Moliere, Çehov gibi yazarlara aittir. Edebiyat zirvesini nerede yapmıştır? Dostoyevski’nin bir romanında, ya da Dante’nin bir şiirinde değil Shakespeare’in tiyatrosunda yapmıştır, Hamlet’te yapmıştır.
Türkiye’de çok sayıda kitabı basılmış bir yazar var, Osho olarak bilinir bu yazar. Gerçek adı Bhagwan Shree Rajneesh’tir. Osho’nun kitaplarında en çok vurguladığı konulardan biri “Şükran” kavramıdır. Varoluşumuz için şükranlık duyalım der Osho. Şükran sözcüğü için sözlüğe bakarsanız şöyle diyor: “İyilik bilme, gönül borcu, minnettarlık.” Bu çok önemli bir konu. Şükran duymasını bilmeyen kişi insanlık özelliklerinden çok şey kaybeder.
Yeni kuşak, eski kuşak, yazar, oyuncu, dramaturg, seyirci, her kim olursa olsun, Shakespeare, Çehov ve benzeri büyük üstatlara şükran duyguları içinde olmalıdır, onlara minnettarlık duymalıdır, tıpkı varoluşumuza duymamız gereken minnettarlık gibi. Onlar tiyatroya büyük şerefler, büyük onurlar verdiler, ve her zaman, hiçbir kompleks duymadan, kıskançlık gibi karanlık duygulardan bütünüyle uzakta hak ettikleri şekilde övülmelidirler! Kişi bu duygulara sahipse kendisiyle gurur duyabilir. Minnettarlık, yani bir kişinin gördüğü iyiliğe karşı teşekkür etme meselesi kişinin kalitesini de ispatlar.
Bugünün tiyatro dünyasının ve özellikle tiyatro yazarlarının üzerlerine düşen şey onları takdir etmek ve onların kalitesine erişmeye ve hatta onları aşmaya, onların en yüksek noktaya koydukları tuğlanın üzerine bir tuğla daha koymaya çalışmaktır. Bütün mesele budur! Zamansız olanı takdir etmek ve üzerine bir tuğla daha koymaya çalışmak…
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, Shakespeare, Çehov gibi yazarlar “Zamansız” yazarlardır. Yani onların “Zamanları” hiç geçmez; geçmesini isteseniz de geçmez, geçmesi için çabalasanız da geçmez. Sanatta ulaşılması gereken en üst düzey de zaten budur, yani zamansızlık boyutudur.
Shakespeare’in ilahlaştırılmasına kızan kişileri de anlamak pek mümkün değil. Shakespeare, ilahlaştırılmayı, her türlü övgüyü hak eden bir yazardır. Şu çok önemli: Hak etmek! Eğer bir şey hak edilmişse artık o konuda yorum yapmak yanlış olur. Bu bahsettiğimiz yazarlar sıradan yazarlar değildir; onlar tiyatroyu zirveye taşıyan, tiyatroyu devleştiren büyük ve dahi kalemlerdir.
Pek çok insanın tiyatroya duyduğu hayranlıkta en büyük pay kimlere aittir? Hiç tartışmasız Shakespeare, Moliere, Çehov gibi yazarlara aittir. Edebiyat zirvesini nerede yapmıştır? Dostoyevski’nin bir romanında, ya da Dante’nin bir şiirinde değil Shakespeare’in tiyatrosunda yapmıştır, Hamlet’te yapmıştır.
Türkiye’de çok sayıda kitabı basılmış bir yazar var, Osho olarak bilinir bu yazar. Gerçek adı Bhagwan Shree Rajneesh’tir. Osho’nun kitaplarında en çok vurguladığı konulardan biri “Şükran” kavramıdır. Varoluşumuz için şükranlık duyalım der Osho. Şükran sözcüğü için sözlüğe bakarsanız şöyle diyor: “İyilik bilme, gönül borcu, minnettarlık.” Bu çok önemli bir konu. Şükran duymasını bilmeyen kişi insanlık özelliklerinden çok şey kaybeder.
Yeni kuşak, eski kuşak, yazar, oyuncu, dramaturg, seyirci, her kim olursa olsun, Shakespeare, Çehov ve benzeri büyük üstatlara şükran duyguları içinde olmalıdır, onlara minnettarlık duymalıdır, tıpkı varoluşumuza duymamız gereken minnettarlık gibi. Onlar tiyatroya büyük şerefler, büyük onurlar verdiler, ve her zaman, hiçbir kompleks duymadan, kıskançlık gibi karanlık duygulardan bütünüyle uzakta hak ettikleri şekilde övülmelidirler! Kişi bu duygulara sahipse kendisiyle gurur duyabilir. Minnettarlık, yani bir kişinin gördüğü iyiliğe karşı teşekkür etme meselesi kişinin kalitesini de ispatlar.
Bugünün tiyatro dünyasının ve özellikle tiyatro yazarlarının üzerlerine düşen şey onları takdir etmek ve onların kalitesine erişmeye ve hatta onları aşmaya, onların en yüksek noktaya koydukları tuğlanın üzerine bir tuğla daha koymaya çalışmaktır. Bütün mesele budur! Zamansız olanı takdir etmek ve üzerine bir tuğla daha koymaya çalışmak…
Mehmet Murat ildan
No comments:
Post a Comment