Wednesday, August 26, 2009

GERHART HAUPTMANN’IN RAHİBİ TÜRK DEĞİL Kİ!

Bir ülkede tiyatronun gelişmiş olduğunun en önemli göstergelerinden biri klâsik oyunların hangi sıklıkta oynandığı, hangi sayıda oynandığıdır. Bu açıdan ülkemize baktığımızda durum hiç de iç açıcı değil. Nicelik açısından beklenen şey klâsiklerin sıkça oynanması, çok sayıda oynanmasıdır. Ancak bunlar da yetmez elbette. Bir de oynanan bu klâsiklerin nitelik açısından da iyi bir düzeyde olmaları gerekir.

Bu nitelik meselesinde en önemli sorunlarımızdan biri oyunları Türkleştirmeye çalışma meselesidir. 1997 yılında vefat eden Devlet Tiyatrosu sanatçılarından Turgut Sarıgöl’ün ismi ve imzasının yer aldığı bir oyun var elimde. Gerhart Hauptmann’ın “Elga” isimli “pericelik” türüne yakın oyunu bu. Hauptmann Alman natüralist tiyatrosunun önde gelen isimlerindendir, çok yetkin, çok yetenekli bir kalemdir. 1912 yılında Nobel Edebiyat ödülünü almıştır.

Oyun metni üzerinde sahnelenmeye hazır hale getirilmek için kırmızı kalemle bazı değişiklikler yapılmış. Sayfa sekizdeki bir değişikliği örnek olarak vereyim. Metinde Rahip bir Şövalyeye “Kardeş!” diye hitap ediyor. Bu kardeş sözcüğünün üzeri çizilmiş ve “Birader!” yazılmış. Yani oyun oynandığında Rahip, Şövalyeye “Birader!” diye seslenecektir. Bu olaya basit ve masumane bir değiştirme gözüyle bakılsa da bu esasen oyunu berbat eden çok yanlış bir yaklaşımdır! Alman klâsiğinin Türkleştirilmesi, Alman havasının yitirilip bozulmasıdır. “Kardeş”in “Birader!” olarak söylenmesinde amaç nedir? Seyirciye, “Bakın, Hauptmann da bizden biri!” demek midir? Oyunu seyirciye yakınlaştırmak, onu oyuna ısıtmak mıdır? Hauptmann’ın Rahibi Türk gibi konuşmak zorunda mıdır?

Verdiğim örnek elbette sahnelerde niteliği fena halde düşürücü, saygın eserlerin havasını müthiş derecede bozucu bir uygulama. Bir Alman rahibi oynayan oyuncu sahnede “Amen” yerine “Amin” dediği anda eser Türkleştirilmiş olur! “Amin” diyen rahip dikkatli izleyicinin gözünde, onun imgelem dünyasında bir anda Müslümanlaşır! Bir Alman uşak, “Allah’ım bana yardım et” derse oyunun büyüsü bozulur! Çünkü o, “Tanrı’m bana yardım et!” demelidir.

Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum ki bir yönetmen, bir oyuncu oyunu sahnelerken, oynarken seyirciyi değil sanatı düşünmelidir. Sanat neyi gerektiriyorsa o yapılmalıdır. Bir Alman klâsiği Alman kültürü çerçevesinde, bir İngiliz klâsiği İngiliz kültürü çerçevesinde oynanmalıdır. İstanbul şehir korosunu kuran müzik yönetmeni Muhittin Sadak’ın sözünü burada bir kez daha yinelemek istiyorum: “Sanat halka inmez, halk sanata yükseltilmelidir!”

Mehmet Murat ildan

No comments:

Post a Comment