Wednesday, August 26, 2009

ANTİK TİYATROLAR VE SEÇKİNCİ FELSEFE

Antik tiyatrolara bakıp da yüzümüzün kızarmaması zor! Neden zordur sorusunu geçen hafta Efes antik tiyatrosunu gezerken aklıma gelen düşüncelerle açıklayayım. Efes antik kentinin büyük tiyatrosu Panayır Dağı’nın batı eteğinde bulunmaktadır. Sanat tarihi açısından çok değerli kabul edilen sahne Efes döneminden günümüze kadar en iyi muhafaza edilmiş yapılardan biridir. 3 katlıdır bu tiyatro! 1. yüzyılda İmparator Neron binanın 2. katının muhteşem oymalar, heykeller ve sütunlarla bezenmesini sağlamıştır. Milattan sonra 2. yüzyılda da Septimus Sevenus 3. katı inşa ettirmiştir.

Efes Büyük Tiyatrosu 25.000 seyirci kapasitelidir! Bizim bugünkü küçük ve ucube tiyatro salonlarının kapasitesini düşünürsek olayın büyüklüğü daha belirgin olarak ortaya çıkar. Tiyatro 50 metre çapındadır. Tiyatronun özelliklerini uzun uzadıya anlatabiliriz. Burada önemli olan konu bizden yüzyıllar önce yaşamış insanların bu yapıları inşa etmiş olmaları ve aradan yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen bizlerin bu topraklarda halen böyle sanatsal tiyatro anıtları yapmamış olmamızdır!

Tiyatro insanın zihinsel gelişimine, zekasal evrim basamaklarında daha yukarılara çıkmasına katkı yapan bir sanat dalı olduğu için bin tane kiliseden, bin tane camiden, bin tane sinagogdan, bin tane saraydan daha önemlidir. Üstat Shakespeare’in, Çehov’un, Moliere’in bir cümlesiyle kişi bir anda bulunduğu düşünsel noktadan kurbağa gibi ileri doğru sıçrayış yapabilir, daha üst bir düşünsel noktaya geçebilir. Önceki bir yazımda belirttiğim gibi tiyatro bir okuldur. Bizler gözümüzün önünde pek çok antik tiyatro örnekleri olduğu halde bunlardan esinlenip bu topraklarda yaşamış insanların yolundan giderek yepyeni, sanatsal değeri yüksek tiyatro yapıları inşa etmemişiz; bununla da kalmamış, başımız sıkışınca popçuları antik tiyatrolarda sahnelere çıkartıp geçmişin değerli miraslarına konser alanı gözüyle bakmışız. Belki bir süre sonra bu antik tiyatrolarda sünnet şölenleri de olacak, “Bıdı bıdı çekirge” şarkıları eşliğinde göbek atılacak, belki fenni sünnetçi de çocukların arasında Kral Lear ya da Hamlet kılığında dolaşacak, eğer halen olmamışsa tabii!..

Türkiye’de tiyatronun gelişmesi isteniyorsa oyun yazarlığı, oyunculuk, tiyatro eğitimi vesairelerin yanında tiyatro mekanları, tiyatro binaları konusu üzerine de ciddi olarak eğilmek gerekiyor. En önemlisi de, ülke insanlarımıza “Baştan savmacı,” “Her şeyle yetinmeci” değil “Seçkinci felsefenin” aşılanması gerekiyor. “Seçkinci felsefe” seçkin olanın peşinden koşmak demektir; yapılan işlerde en iyisini yapmaya çalışmak demektir, en iyinin yapılmasını beklemek demektir; sıradanlıktan kaçıp sıra dışılığı aramak demektir; kalitesizliği şiddetle reddedip, kaliteye, elit olana yönelmek demektir. Bütün bunlar “Reddetmeyle” başlar.

İnsanlarımız reddetmeyi mutlaka öğrenmeliler. Kötüyü reddetmek, yanlışı reddetmek, yetersiz olanı reddetmek… “İdare ediyoruz”culuk ve “Yarabbi şükürcülük” Türkiye’nin ilerlemesinin önündeki korkunç bir engel. “Seçkinci felsefe,” ‘öyle ya da böyle tiyatro binalarımız, tiyatro salonlarımız var, idare ediyoruz işte’ mantığını reddeder; “Buna da şükür”ü reddeder. Daha iyiye, en iyiye ulaşmak reddetmeyle başlayabilir ancak. Var olanı kabulleniş, olandan daha iyisinin mevcut şartlarda olamayacağı yanılgısına düşüş bizi düşük seviyelere mahkûm eder ve etmektedir. Çözüm, “reddetmeyle” başlar.

Mehmet Murat ildan

No comments:

Post a Comment